Ama sonunda pek fazla bir şey değişmemişti. Birileri daha büyük evlerde otururken ötekiler daha küçük evlerde oturuyor, herkes daha büyük bir evde oturmak için çabalıyor ama sonunda herkes ancak kendi sığacağı kadar küçük bir toprak parçasına gömülüp unutuluyor.
Hepsi buydu.
Bütün bir hayat buydu işte.
Öyle güzel, güneşin sanki yüzünüzü okşadığı, gülümsediği bir bahar sabahıydı ki insanın kötü bir şeyler olduğuna inanası gelmiyordu.
Sanki buradan çıkıp eve dönecektik ve her şey yine bir önceki günkü gibi olacaktı.
Hayatın cehenneminin başkaları olduğuna inanmış ve onlardan olabildiğince uzak bir hayat kurmayı denemişti. Sanki okuduğu kitapların içinde bir yerde yaşayabilirmiş gibi...
Ve ne yaparlarsa yapsınlar, o büyük sırrı çözüp, bizi oluşturan birbirimize benzer ya da farklı kılan, ne zaman, nasıl buradan sonsuzluğa geçeceğimizi bilemediğimiz halde binlerce yıldır akıl almaz saçmalıklarla hayatımızı tüketmemizi engellemeyi başaramamışlardı.