Eski yazılarıma baktığımda o zamanki duygularımı anımsıyorum. Umut ve heyecan. Kalbim umutla atıyor ve her yazımın sonunda bir sonuca ulaşmış gibi mutlu oluyordum. Oysa problemler yazdıklarımdan daha uzun ve karmaşıktı. Daha da ötesi ise ben ne hayatın içindeydim ne de gerçekliğin farkındaydım. Sadece tahminler ve kurduğum uçuk hayaller ile ilerliyordum. Arkadaşlıktan, büyümekten ya da gerçek ilerlemeden bir haberim yoktu.
Şimdi o zamanlar aklımda herhangi bir görüngü yaratamadığım geleceğin içindeyim. O zamanlar bu yaşadıklarımı tasavvur dahi edemezdim. 2 senede neler anladım? 18 senede hiçbir şey yaşamadığımı, uzun yıllar içinde olduğum hayatın gerçekliğinin düşündüğümden bambaşka hallerde olduğunu fark ettim.
Daha da ilginci, değişimimi görebiliyorum. Eskisi kadar sakin değilim. Her şeyi içime atamaz oldum. Yıllarca benimsediğim affetme ve unutma ilkesine karşıt olarak insanlara öfkemi daha da yansıtır oldum. Bu değişimi yaşadığım günden beri senelerdir kandırıldığımı hissediyorum. Kandırıldım. Bu sefil hayatta varlığımı sürdürmek için kandırıldım. Sevgiden uzakta sevigiyi, yaşamaktan uzakta yaşamayı arzulayarak, ancak ve ancak kitaplarda, filmlerde, haberlerde, rüyalarda görerek hayatımı sürdürmeye zorlandım. Memleketimin içinde ama ondan uzakta büyüdüm. Beni kapalı bir kutunun içine hapsettiler, bunu da sevgi kalıbının içine sokarak sevmenin değerini ortadan kaldırdılar. Seviyor lafının altına gizlenmiş kaygılar, korkular, endişeler ve nefretler ile yaşadım.
Hiçbir zaman arkadaş edinemedim. Uzun yıllar yalnız yaşadım, yalnız deneyimledim. Bana bilmediğim ve kutsal saydığım arkadaşlık tanımını yapanlar gün geldi beni yarı yolda bıraktı, sonra bunun sorumluluğu bana bırakıldı. Hayallerimi anlayacak tek bir insan çıkmadı. Lakin ben o sırada herkese bir anlam yükler