Hani çocuklara sorarlar ya, niye ağlıyorsun yavrum diye; derin bir yara içinde bir yerde kanadığı için ağlar, ama soruyu soran amcaya der ya, mavi kalemtıraşımı kaybettim diye, işte öyle kederleniyordum ben de, vitrindeki bütün şeylere.
Halkınızın kötü yetişmesine, erken yaşlarda itibaren ahlaken bozulmalarına aldırış etmezseniz, ondan sonra da yetişkin birer insan olduklarında -ki çocukken de bu şekilde suça eğilimlidirler-bir suç işlediklerinde cezalandırmaya kalkarsanız o zaman siz onları önce hırsız yapıp sonra da ceza vermeye kalkışmış olmaz mısınız?
“Bütün İngiltere topraklarını kaplayan şu koyun sürüleriniz” dedim. “O uysal hayvanlar şimdi, işittiğine göre, insanları bile yiyecek kadar açgözlü ve yırtıcı olmuşlar. Kırları, evleri, kasabaları silip süpürüyorlarmış. Çünkü sizin krallığınızın bu en kaliteli ve bu yüzden de pahalı olan yünlerini üreten bölgelerinde bulunan asiller ve üst düzeydeki kişiler, hatta sayıları epey bir miktarda olan rahipler, yani kilise mensupları bile babalarından miras kalan çiftliklerden gelen gerillerden memnun olmadıklarından, işsiz-güçsüz ve refah içinde yaşamaktan keyif almıyorlarmış ve tarlaları boşaltıp otlağa çeviriyorlarmış. Evleri yıkıp kasabaları boşaltıyorlarmış. Elbette sadece kiliseyi sağlam bırakıyorlarmış ama onu da koyun ağılı olarak kullanmak için tabii. Topraklarımızın çoğunu av alanı olan ormanlar ve parklar yapmaya harcadıkları gibi şimdi de yerleşim yerlerini ve tarlalarınızı yağmalımayıp çörek çeviriyorlar. Yani, baba mirası toprağı talan eden mirasyedi, binlerce dönem araziyi çitle çevirince bir sürü köylü yerinden oluyorlar. Bunlardan kimi aldatıp veya zorbalanıp sinip kendi malını satıyor, korkutulup yıldırılıp satmaya zorlanıyor. Sonuç olarak, tüm bu zavallı insanlar erkek-kadın, karı-koca, dullar ve yetimler, bebekleri ile anneler (çiftçilik kol gücüne dayandığı için nüfusları kalabalıktır)göç etmektedirler. Aslında şöyle demek daha doğrudur; yalnızca yuvalarını terk ediyorlar, yoksa gidebilecekleri başka bir yerleri yok. Hepsini toplasan beş para etmeyecek eşyalarını sadaka fiyatına elden çıkarmak zorunda kalıyorlar. Bu azıcık para da hemen biti verince geriye ne kalıyor? Sadece hırsızlık edebilirler ve ipte sallanırlar. Elbette boş boş dolaşıp dilencilik de yapabilirler belki; ancak o takdirde serseri diye zindana atılırlar.
Yani,başka insanların düşüncelerini ve sadece kendi görüşlerine değer veren bir kurulda,birisi kalkıpta başka dönemlere ait olan bir şey okuduğu ya da başka yerlerde tanık olduğu bir şeyi anlatmak istese, bu kuruldakiler, kendi görüşlerinin itibarsızlaştığını kendilerine değer verilmeyeceğini düşünürler.O zaman da bu karşıt görüşleri eleştirmeye, çürütmeye çalışırlar. Bunu da yapamazlarsa şöyle derler: ‘ Atalarımız bunları demiş, böyle yapmışlar keşke biz de onlar kadar sağduyulu olabilsek!’ Bu şekilde sanki çok önemli bir şey demişler gibi bir tavır takınırlar. Sanıraınız ki onların atalarından daha bilgece biri çıkarsa kıyamet kopacaktır.