Küçük bir yerde ve iki taraf tavana kadar çuvallar ve sandıklarla doluydu. Malzemelerin tamamı Amerikan malıydı. Çuvallar ve sandıkların üzerinde de Türkçe ne olduğu yazılıydı. Türkiye NATO'ya girdikten sonra verilmişti ve o günden beri de "seferi malzeme" diye tanımlanıyordu. Yani bir NATO-SOVYETLER BİRLİĞİ savaşı çıkınca kullanılacaktı!
Yün çoraplar, yün iç çamaşırlar, parkalar, gocuklu şapkalar ve lastik çizmeler vardı. Şimdi bunlar da benim zimmetimdeydi. Rüştü Başçavuşu eski görev yerimden tanıdığım ve burada kalacağı için, bu stokların durumunu ona sormuştum ve bir sorun olmadığını söylediğinden envanteri imzalamıştım. Sordum:
"Bunların hepsi kış giyecekleri, soğuklar başladığında balyaları açıp kullanmayı düşünmediniz mi?"
"Seferde denildiği için yapamıyoruz."
"Anladım da, 40-50 yıl önce gelen bu malzemelerin küflenip çürümeye yüz tutmadıklarını kim garanti ediyor, nasıl bileceğiz?"
"Haklısınız..."
Bu soruya cevap verecek olan elbette, bir yıl önce buraya atanmış olan Rüştü Başçavuş değildi. Devam ettim:
"NATO ve SSCB'nin ne zaman savaşacaklarını henüz bir kâhin bile söylemediğine göre, sonsuza dek böyle bekleyecekler demektir. Rüştü, kar bastırıp soğuklar geldiğinde bu malzemeler askerlere dağıtılacak! Dua edelim de ambalajları söktüğümüzde küf ve rutubetten dolayı paramparça olmuş halde çıkmasınlar..."