Alperen

Alperen
Sherlock Holmes - Monte Cristo Kontu... Benim denizim sessiz ama derin. İnstagram: tarihtenkareler.inst
Öğretmen
Ege Üniversitesi
İzmir
154 okur puanı
Şubat 2024 tarihinde katıldı
Şubat ayında bir gün, gece yarısına doğru Bölük Merkezinde, kulübelerinde bulunan 6 çoban ve kurt köpeği hep birlikte ulumaya başladılar. 15 dakika sonra da bütün binalar sallanmaya başladı. Deprem, 30 saniye kadar sürdü. Betonarme binalarımızda kayda değer bir şey olmadı ama Taşburun köyünün eski merkezindeki, zaten harabe halinde bulunan kerpiç yapıları yerle bir etti.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Şimdi bu 1975 yılının Ocak ayının ortalarıydı. Telefon çaldığında saat 02.00 civarıydı. Alican Karakol Komutanı: "Komutanım, köprüde nöbet tutan bir Rus askeri bize iltica etti." "Ruslar fark etti mi?" "Henüz hayır." "Hemen geliyorum." Karakola gider gitmez, doğruca köprüye koştum. Bir fevkaladelik yoktu. Karakola girdim. Askerlerin yemekhanesinde Rus üniformalı bir genç sandalyede oturuyor, endişeli gözlerle kendisine verilen sigarayı içiyordu. 18-20 yaşlarında, beyaz tenli, sarışın ve mavi gözlüydü. Durumu yaşayan köprü nöbetçisi askeri çağırdım: "Nasıl oldu?" "Ben kırmızı çizgiye yakın bir yerde dururken, bu da oraya yaklaştı. Cebimden sigara paketini gösterince, vereceğimi sanıp bana yaklaştı, yakasından tuttum, bizim tarafa geçirip karakola götürdüm." Asteğmene: "Bunun iltica ile ne ilgisi var. Oğlanı derdest edip almışız. Bu karşıya resmi olarak teslim edildiğinde her şeyi anlatacak ve öküz altında buzağı arayan SSCB bu işi siyasi olarak da köpürtecektir."
Ağustos ayı çok sıcak geçiyordu ve her yer kupkuruydu. Bir gün, bizi çok şaşırtan bir şey oldu! Batıdan bölgemizin üzerine doğru koyu bulutların geldiğini görünce sevindik. Yağmur yüklü olduklarını anlamak için meteoroloji uzmanı olmaya gerek yoktu. Birden Rus tarafından beş-altı kez top atışına benzer sesler duyduk ve bulutlar, bizim gökyüzümüzden hızla uzaklaşıp Ermenistan tarafına geçtiler, bir saat boyunca da o bölgeye yağış getirdiler. Bu elektromanyetik bir vuruştu ve vakum oluşturmuştu. O gün bu duruma çok kızdık. Hakkımız olan bir şey elimizden alınmıştı!...
Küçük bir yerde ve iki taraf tavana kadar çuvallar ve sandıklarla doluydu. Malzemelerin tamamı Amerikan malıydı. Çuvallar ve sandıkların üzerinde de Türkçe ne olduğu yazılıydı. Türkiye NATO'ya girdikten sonra verilmişti ve o günden beri de "seferi malzeme" diye tanımlanıyordu. Yani bir NATO-SOVYETLER BİRLİĞİ savaşı çıkınca kullanılacaktı! Yün çoraplar, yün iç çamaşırlar, parkalar, gocuklu şapkalar ve lastik çizmeler vardı. Şimdi bunlar da benim zimmetimdeydi. Rüştü Başçavuşu eski görev yerimden tanıdığım ve burada kalacağı için, bu stokların durumunu ona sormuştum ve bir sorun olmadığını söylediğinden envanteri imzalamıştım. Sordum: "Bunların hepsi kış giyecekleri, soğuklar başladığında balyaları açıp kullanmayı düşünmediniz mi?" "Seferde denildiği için yapamıyoruz." "Anladım da, 40-50 yıl önce gelen bu malzemelerin küflenip çürümeye yüz tutmadıklarını kim garanti ediyor, nasıl bileceğiz?" "Haklısınız..." Bu soruya cevap verecek olan elbette, bir yıl önce buraya atanmış olan Rüştü Başçavuş değildi. Devam ettim: "NATO ve SSCB'nin ne zaman savaşacaklarını henüz bir kâhin bile söylemediğine göre, sonsuza dek böyle bekleyecekler demektir. Rüştü, kar bastırıp soğuklar geldiğinde bu malzemeler askerlere dağıtılacak! Dua edelim de ambalajları söktüğümüzde küf ve rutubetten dolayı paramparça olmuş halde çıkmasınlar..."
Asteğmene bir şeyi sormak için İkmal Çavuşunu çağırmasını söyledim. Birini gönderdi. Çavuş tam yirmi dakikada birkaç metrelik yolu kat edip gelemedi. Bölüğün komutasını almamış olmama rağmen dayanamadım: "Aferin sana, emri alır almaz ayakların kıçını döve döve, uçarcasına geldin, Seni ödüllendireceğim!" dedim. Ne olmuş ki gibilerden, boş boş bana baktı. Emir komuta bende olmadığı için yapacağım bir hareket, Bölük Komutanına nezaketsizlik olurdu. "Senin vereceğin bilgiden de hayır çikmaz. Çek git ve diğer çavuşlara da söyle. Yarından itibaren hiçbirinizi yürürken görmeyeceğim. Yürümeyi yasaklıyorum!" Dedim.