…ne yazık ki çoğu aydının artık unuttuğu -özellikle de Fichte, Schelling ve Hegel'den beri- bir görevi hatırlatma gereğini duyuyorum: Peygambermiş gibi tavır takınmama görevini.
Belki sen haklısın, ben de haksızım; eleştirel tar- tışmanın sonunda kimin haklı olduğunu belirleyemesek de, kendimize, en azından bazı şeyleri daha net görmeyi amaç edinebiliriz. Her ikimiz de birbirimizden bir şeyler öğrenebiliriz; yeter ki niyetimizin, haklıyı ortaya çıkarmak değil, nesnel doğruya biraz daha yaklaşmak olduğunu unutmayalım. Tartışmanızın asıl amacı zaten nesnel doğru değil mi?
Küt burunlu ve esmerdir, Etiyopyalı tanrılar.
Mavi gözlü ve sarışındır, Trakyalı tanrılar.
Fakat olsaydı, sığırlar, beygirler ve aslanların elleri, Çizmek, resmetmek, bir tablo yaratmak için, insanlar gibi,
O zaman beygirler, tanrıları beygir gibi, sığırlar da, sığır gibi çizerdi;
Ve görünüşlerini, tanrıların şekillerini,
Kendi görüntülerine göre yaratırlardı her biri kendi biçimine göre.
Fanatizm genelde, itiraf edemediğimiz, baskı altına aldığımız, bu nedenle de yalnızca kısmen farkına vardığımız inançsızlıklarımızı bastırma girişimimiz değil midir?