Sandalımı denize indirmeliyim. Sahilde saatlerim hep boş geçiyor. Yazıklar olsun bana!
İlkbahar çiçeklenmesini bitirdi ve gitti. Şimdi ben solgun, lüzumsuz çiçek yığınlarıyla beraber bekliyor ve gecikiyorum.
Dalgalar çoğaldı, sahildeki muzlim yolda sarı yapraklar titreşerek dökülüyorlar.
Hangi boslugu seyrediyorsun? Öte sahilden dalgalarla gelen tâ uzaklardaki şarkıların nağmeleriyle havadan bir titreme geçtiğini hissetmiyor musun?
Ey abdal, kendi kendini sırf kendi omuzlarının üstünde taşımak! Ey dilenci, gelip de kendi kapında dilenmek!..
Bütün yüklerini kim taşıyabilirse ona bırak. Ve hiç arkana dönüp de nedametle bakma...
Senin arzun, nefesiyle dokunduğu lâmbanın ışığını birdenbire söndürür.
Prens elbiseleriyle süslenen ve boynuna kıymetli gerdanlıklar takılan çocuk, oyundaki bütün neş'esini kaybeder, elbisesi her adımında ona bir mâni vücuda getirir. Onu yırtmak veya tozlandırmak korkusuyla kendisini dünyadan çeker ve hattâ harekete bile cesareti kalmaz.
Ama, eğer bu sıkıcı süsleyiş bir kimseyi toprağın sıhhat veren tozundan mahrum ediyorsa, ondan alelâde insan hayatının neş'esine girmek hakkını alıyorsa, bunun hiçbir kazancı yoktur.