İnsanlık çok kısa bir sürede uygarlığını yitirmiştir. Kızıl vebadan dolayı avcı-toplayıcı yaşama geri dönmüştür. Okurken koronavirüs zamanları canlanıyor gözünüzün önünde: insanların evlerine kapanışı, herkesin birbirine vebalı gözüyle bakması, cesetlerden yayılan mikroplar, doğanın kendine ait olanı alışı... Bir yandan da özgür insanlar olarak andıkları ürün yetiştiriciler bu veba sırasında intikam alma arzusuyla her şeyi yakıp yağmalamaktadır. Çünkü onlar köleler ve sadece yaşayabilecekleri kadar ürüne sahip olabiliyorlar. Toprağın verdiği ürünü beraberce paylaşamıyorlar ve bir veba sonucu toprak her iki sınıftan da her şeylerini alıyor. Evcil hayvanlar dahi-yalnızca kediler başına buyruk kalıyorlar- ilkel yaşama evriliyorlar.
"1984" ile benzer bir noktalarını keşfettim, orada da dil sadece kelimelere indirgeniyordu, burada da eski dili yalnızca Kızıl Veba'yı görmüş olan Granser biliyor. Dil bilgisi ortadan kalkmış. Burada kendisi eski yaşamı(evcil), torunları yeni yaşamı-yabaniliği- temsil ediyor. Eski yaşamın kölelikten dolayı ne kadar evcil olduğu da tartışılır tabii. Günümüze oldukça benzer bir distopyaydı, tavsiye ederim:)
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,7bin okunma
Zaten her şey geçip gider. Geriye sadece kozmik güç ve madde kalır, onlar da ebediyen devam edecek, sonu gelmez bir akış içinde birbiriyle itişip çekişecek o ölümsüz tipleri ortaya çıkarır:rahibi, askeri ve kralı.
Toprağıyla, deniziyle, göğüyle bütün gezegene hakim olan, kendisini tanrı yerine koyan bizler, şimdi California denen şu memleketteki su boylarında ilkel bir yabanilik içinde yaşayıp gidiyoruz.
İnsan eskiden beri metafizik bir kavram olarak mutlak adalete inanır ama anlaşılan o ki evrende adalet diye bir şey yoktur. Haktan, adaletten anlamayan, doğada kara bir leke gibi duran, gaddar, insafsız, düzenbaz bir vahşi olan o adam neden hayatta kalmıştı?