İsmail Özmen’in irfan meclislerinden devşirdiği nefesleri bir araya getirirken, yalnızca sözleri değil, o sözlerin taşıdığı manevî silsileyi de okuyucuya sunar. Bu bakımdan eser, bir şiir toplamından ziyade, gönül erlerinin aynı hakikat etrafında birleşen seslerinin yankısıdır.
Bu antolojide yer alan ozan ve dervişler, Alevilik ve Bektaşilik yolunun asırlar boyunca süregelen hikmetini dile getiren kutlu isimlerdir. Bunlar arasında özellikle Yunus Emre’nin ilahî aşkı sade dilde dile getiren nefesleri, Pir Sultan Abdal’ın hak ve adalet uğruna yanan sözleri, Kul Himmet’in içli ve öğretici deyişleri öne çıkar. Bunun yanı sıra Hatayi mahlasıyla bilinen Şah İsmail’in şiirleri, hem siyasî hem de tasavvufî bir derinlik taşır.
Eserde ayrıca Kaygusuz Abdal’ın nükteli ve hikmetli dili, Nesimi’nin vahdet-i vücud sırrını haykıran coşkun söyleyişi ve Virani gibi daha pek çok erenin nefesleri yer alır. Bu isimler, yalnızca birer şair değil; yol gösterici, gönül terbiyecisi ve hakikat yolunun yolcularıdır.
Bu çeşitlilik, eseri bir “cem meydanı”na dönüştürür. Her ozan, kendi makamından aynı hakikati dillendirir; biri aşk ile yanarken diğeri hikmet ile söyler, bir başkası ise sitem içinde teslimiyeti öğretir. Okuyucu bu sesler arasında dolaşırken, aslında farklı dillerde söylenen tek bir gerçeği idrak eder: Hak birdir, yol birdir, varış birdir.
İsmail Özmen’in bu derlemesi, işte bu çok sesli birliği koruyarak, her bir ozanı kendi rengiyle sunar. Böylece eser, hem tarihsel bir hafıza hem de tasavvufî bir rehber niteliği kazanır. Okuyucu, bu isimlerin dizelerinde yalnızca şiiri değil; bir yolun adabını, bir aşkın ateşini ve birliğe çağrının kadim yankısını bulur.