Artık yaşama şu gözle bakıyorum: Büyük, son derece eğlenceli, kişi kapasitesi belli bile olmayan bir partideyim ve her köşede, her masada farklı bir olay var. Kendi masamdan sıkıldığım zaman diğer masalara geçebilirim ya da hava almak için bahçeye çıkıp partiyi orada devam ettirebilirim. Deliler gibi dans ederken birden DJ çok kötü bir müzik çalmaya başlıyor. “Neden bunu çaldı, çok daha güzel parçalar vardı, bununla dans bile edilmez” diye düşünerek partiyi kendime zehir etmiyorum. Birazdan çok sevdiğim bir şarkıyı çalabilir. Şimdiki müziğe ayak uydurup olduğum yerde sallanabilirim.
Masasında bulunduğum ve birlikte eğlenmekten çok zevk aldığım insanlar birden kavga etmeye başladılar ve ister istemez ben de dahil oldum. Bağırışlar ve küfürler havada uçuşuyor. Artık masada tamamen yalnızım. Yetmezmiş gibi üzerime yoğun aromalı bir kokteyl döküldü ve en sevdiğim elbisemi giymişken bu leke belli ki çıkmayacak. Ama bu parti belki birazdan bitecek; buna odaklanamam. Sadece biraz ıslaklığını alıp, elbisemin lekeleriyle masamda eğlenmeye devam etmeliyim.
DJ seti bozulmuş, artık parti tamamen müziksiz devam edecek; sadece insan gürültüsü var. Peki, o zaman şarkımı kendim söylerim.
Masamda hiç insan kalmayabilir, elbisem çıkmaz bir lekeyle kaplanabilir, müzik hiç çalmayabilir… Ama bu da partinin bir parçası. Birazdan başka bir şarkı başlayabilir ve ben hâlâ dans ediyor olacağım. Her şeye rağmen parti devam etmeli.
Mustafa Kutlu deyince:
Asırlardır gelene gidene çay ikram eden, sohbet eden, kitap hediye eden; hatırlatan, düşündüren, sevdiren ve güldüren bir derviş çınarı… Az, öz ve derin söyleyen bir kalem.