Bir zamanlar -yani savaş sırasında (yani kendisinin daha delikanlılığının ilk yıllarında ve ne korkunç yıllardı onlar, arpa ekmeği yerlerdi ve uzak köylerden yiyecekleri gelirdi ve kıtlık, açlık savaş bir aradaydı ve dövüşmüşlerdi Kuran için, Halife için ve Fransızı kenti terk etmek zorunda bıraktıkları zaman kurtulduklarını sanmışlardı, oysa sonradan olanlar bambaşkaydı, uğrunda savaşmadıkları ve savaşmayı akıllarına getirmedikleri şeyler olmuştu, ne uğruna savaşmışlarsa sanki savaşla onu ortadan kaldırmak istemişler gibi bir sonu olmuştu, kimsenin beklemediği bir şeydi bu ama gene de çok kimse farkında değilmiş gibiydi bunun ya da sanki herkes kâfir olmaya teşneymiş gibi, bir kendisi fark etmişti gerçeği, bir de asılan birkaç arkadaşı, şimdi biliyordu ki asılan birkaç arkadaşlarının uğrunda asıldıkları şeyler de bu günkü insanların anlayabileceği şeyler değildir ve anlamazlar ve belki kendileri de bir kez daha asmaya kalkışırlar ama onlar yani asılanlar yani savaş verenler kendilerini asan insanlar kurtulsunlar diye savaşmışlardı ve asıldıkladı şeyler için savaşmışlardı, bunu kim anlayabilir, kim? Kim?)
İslam bütün zaman ve mekânlara uygun bir dindir. Güncele bakıştaki yetersizlikler ve dinî hükümleri anlamadaki eksiklikler ortadayken, acaba Müslümanlar her zamana ve mekâna uygun kimseler mi?
Ne genel manada İslam tarihini ne de özel olarak İslam siyaset tarihini mukaddes bir kaynak kabul etmemiz doğru olmaz. Bütün bu tecrübî birikimi doğru ve yanlışlarından istifade edilen bir beşerî uygulama laboratuvarı olarak değerlendirebiliriz.