Adını çokça duyduğum bu kitabı bir yarışma vesilesi ile okumuş bulundum. Kitapta, genel yargıya göre, İstanbul'un üç devri anlatıyor (Abdülhamid Han devri, İttihat ve Terakki Devri, Cumhuriyet Devri). Kitabın kapak tasarımı da buna göre yapılmış. Ancak kitapta İstanbul değil de İstanbul 'un görülmek istenmeyen, bilinmeyen, gayrimeşru tarafları abartılı biçimde anlatılmış. Kitapta beğendiğim bölüm sayısı bir elin parmağını geçmez. Hatta bazı kısımlarda istemeyerek yüz ifadem dahi değişti. Bu memlekette hiç mi güzel bir şey olmamış, hiç düzgün insan kalmamış mı yani? Anlatılanlar bana sürekli bunu dedittirdi. Tarihî romanlar zaten kanıt teşkil etmez ancak bu kitap döneminin yansıması bile değil. Yazar sadece belli kesim üzerine odaklanmış ve bu kesim de millî ve dinî kimlikten bihaber, hakkında en son haberdar olmak istenecek grup. Kitabın kahramanı Adnan 'ı başlarda vatan sevdalısı gibi görünse de sonradan hiç de öyle olmadığını anladım. Millî edebiyata dahil olduğu hâlde okurken bunu hissettirmiyor. Kitabın yaklaşık üçte ikisi yazarın istibdat diye adlandırdığı Abdülhamid Han Dönemi' ni anlatırken kalan üçte birlik kısmının yarısından çoğu İttihat ve Terakki Dönemi 'ni, kalan kısım da Cumhuriyet Dönemi' ni anlatıyor. Dönemler arası geçiş hızlı sayılır. Kitabın Çok geniş bir kişi kadrosu var, kişiler birbirine karışıyor ancak bir yerden sonra alıştım. Yaklaşık 700 sayfa olmasına rağmen akıcı bir kitap, anlamını bilmediğim kelimeler olsa da, özellikle yazıldığı döneme göre, dili sade ve anlaşılır. Yazarın üslûbunu da beğendim. Keşke bu üslûbuyla daha farklı içerikli romanlar yazsaymış belki daha beğenerek okuyabilirdim. Son olarak kitapta bariz yer alan Sultan Abdülhamid nefreti, din eleştirisi ve kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmayışı beni fazlasıyla