Kitabın üçte ikilik ilk bölümünde okuma çok yavaş aktı. Ancak son bölümdeki heyecan, bekleyiş, aşk, tedirginlik, öfke ve kaygılar ile görevi yerine getirme zorunluluğu diyalektiğinde muhteşem sonlandı.
Hemingway, inanılmaz derecede duygu yükseliş ve düşüşlerini birbiri ile iç içe geçirterek yaşatıyor. İnsan bir "Med Cezir" midir? Kitapta bunları görmek ve bu haller ile tanışmak mümkün.
Yoğun olarak duygular, zihin ve toplumsal zorunluluğun vermiş olduğu iç çatışma kişiliklerde durmaksızın ayakta kalıyor. Aslında savaş insanın kendisiyle; cephede yaşanan savaş ise insanların istediği ya da planladığı bir şey değil, savaş insanlığa gerçekleştirmek zorunda oldukları bir görev olarak tahsis ediliyor.... Savaş koşullarında savaşı reddetmek ve savaştan kaçmak çok zor ama yazar kitapta savaşla savaştırıyor
Bir yazar insanın kendisiyle iç hesaplaşmasını ancak bu kadar derin yaşatabilir. Bir savaş icat ediliyor ve insanlar bu icat edilen şeyin içinde ne için ve neden olduklarını ve nasıl davranacaklarını bilemez hale geliyor; ta ki yeni bir kıvılcım canlı bir parıltı, bir insan duygularımızı uyandırana kadar...
İnsan umut etmekten vazgeçerse nerede olduğunu bilse de bilmese de cehennemin kapısından girmiş demektir, kendini insanlığın gerisinde bıraktı demektir.
Fromm'un bu kitabını yeniden okurken daha önce altını çizmediğim yerleri yeniden çizdim. Yeni birikimleri yenilenenle yorumlama fırsatım oldu. Umut, hepimizin iyileşmesi adına sevinçlerimizi çoğaltmak ve de yaşaması gerekeni yaşatma güdülerimizi yeniden yeniden doğurur. Fromm bu kitapta boş iyimserliğe karşı çıkmanın gerekçelerini çok iyi sunuyor. Umutlu olmak için bir direnme gücü ve bunların gerekçelerini açığa çıkarmak gerekiyor; kitap bu yönüyle bir çok armağanla kapımıza dayanıyor...