“Neden yaşadığımızı düşündün mü hiç?”
“Bakıyorum işin ucunu bırakmıyorsun.”
“Tersine. Cevabı biliyorum artık. Bu gezegende insanlar yaşıyor ki, biri bütün her şeye ad koyabilsin.”
“Öyle mi? Bak bunu hiç düşünmemiştim.”
“Öyleyse zor bir sorunla karşı karşıyasın. Çünkü insan düşünen bir varlıktır. Eğer düşünmüyorsan, demek ki insan değilsin.
Sokrates’in içinde tanrısal bir ses duyduğunu ve bu “vicdan”ın
ona neyin doğru olduğunu bildirdiğini söylemiştim. “ Neyin doğru
olduğunu bilen, doğru olan şeyi yapacaktır.” diyordu Sokrates.
Doğru bilginin doğru davranışa yol açacağına inanıyordu. Ve an
cak doğru davranan kişi doğru bir insan olabilirdi. Yanlış davranı
yorsak, bu daha iyisini bilmediğimizdendir. Bilgimizi artırmaya
çalışmak bu yüzden önemlidir işte. Sokrates’in önüne koyduğu
mesele, neyin hak ve neyin haksızlık olduğuna dair açık seçik ve
genel geçerli tanımlar bulmaktı. Sofistlerin tersine, haklı ile haksı
zı ayırt etme yetisinin toplumda değil akılda yattığına inanıyordu.
Herakleitos’un işaret ettiği bir başka nokta, dünyanın her
zaman karşıtlıklar tarafından belirlendiğiydi. Hiç hasta olmasak,
sağlığın ne olduğunu da bilemeyecektik. Hiç açlık çekmesek,
tokluğun keyfini çıkaramazdık. Hiç savaş olmasa, barışın değeri
ni bilmezdik ve eğer kış hiç gelmese, baharın da geldiğini fark et
mezdik.
Bütünün içinde hem iyinin hem de kötünün zorunlu bir ye
ri vardı Herakleitos’a göre. Karşıtlar arasındaki bu sürekli oyun
olmadan dünya da var olamazdı.
Herakleitos “Tanrı hem gece hem gündüzdür, hem kış hem
de yazdır, hem savaş hem de barış, hem açlık hem de tokluktur,”
demişti. “Tanrı” sözcüğünü kullanıyor, ama tabii kastettiği mit
lerdeki tanrılar değil. Herakleitos’a göre Tanrı -ya da tanrısallık-
bütün dünyayı kapsayan bir şeydir.
“İnsan her şeyin ölçüsüdür.” demişti Sofist Protagoras (i.Ö. 487-420). Bununla kastettiği; hak ve haksızlığın, iyi ve kötü
nün hep insan ihtiyaçlarına göre değerlendirilmesi gerektiğiydi.
Bir gün yok olacağını kuvvetle hissedersen, yaşamın nasıl sonsuz bir değere sahip olduğunu da asıl o zaman anlarsın.
Madalyonun bir yüzü ne kadar büyük ve belirginse, diğer yüzü de o kadar büyük ve belirgindir. Yaşam ve ölüm aynı şeyin iki yüzüdür.