Kitabı bitirdikten sonra tek yapmak istediğim şey ağlamaktı. Yaşanan acılar, ailelerine kavuşamayan çocuklar, sevdiğinin öldüğünü gören insanlar adına ağlamak istedim. Elimden başka bir şey gelmiyordu çünkü. Ne gelirdi ki elimden? Onlar dünyanın bir zamanında gelmiş ve geçmişlerdi. Neredeyse kimse onları düşünmemiş; hatta onları akıllarına dahi getirmek istememişler, onları uzaklaştırmışlar. Dünyanın her yerinde acı gelip gidiyor ve kimse bunu düşünmüyor. Asıl içimi yakan şey de bu. Kimsenin onları kısa bir an için dahi olsa aklıma getirmek istememeleri. İnsanın acıdan kaçma çabası. Acaba insan ne zaman acıyla bütünleşmeyi öğrenecek? Acaba ne zaman herkesin acı çekebildiğini anlayacak, acaba ne zaman herkesin bir şeyler yaşamış olduğu için belki biraz alışılmışın dışında hareket ettiğini anlayacak? Acaba ne zaman farklılıkları çoğunlukla insanın elinde olmadığı inde bulunduğu coğrafyanın onu öyle harmanladığını kabullenecek? Belki de hiçbir zaman. Ama bu kitabın baş karakteri gibi kişilerin bunu anladığını görmek insanı mutlu ediyor.