Kitap alacağım, okuyacağım ya da kaba taslak kitaba bakacağım zaman yaptığım ilk şey, ilk noktaya kadar olan giriş cümlesini okumak oluyor. Çünkü o yazı beni hemen kitaba bağlıyor.
Şikago mezbahalarına gelecek olursam, ilk bölümü okuduğumda sanki Upton Sinclair değil de Yaşar Kemal okuyormuşum gibi hissettim. Yazar ilk 27 sayfayı o kadar güzel bir şekilde betimlemiş ve karakterlerin en ince ayrıntısına kadar o kadar güzel anlatmış ki tıpkı Yaşar Kemal'in İnce Memed romanını okuyormuşum gibi hissettim.
Kitap bir panayır ile başlıyor, bu panayır Ona ve Jurgis'in tanışmasına vesile oluyor. Jurgis koca, heybetli, güçlü bir erkek izlenimi verirken, Ona daha zarif,ince bir kadın izlenim veriyor. Daha sonra Ona ile Jurgis binbir zorluk ile evleniyor.
Bu kısımda şunu demek istiyorum; aslında hayatın tam merkezinde de bu vardır; tezatlıklar. Tıpkı romanda olduğu gibi düğün yapılan yerin yanı başında mezhaba vardır. Yani bir yerde bir gecede insanlar düğün sayesinde çok mutlu olurken yaşadıkları sıkıntıları o gün unuturken, uyandıkları yeni günde o mezbahaya gidip saatlerce çalışıp hak ettiklerinden çok düşük bir para alarak hayatlarını sürdürmeye devam ediyorlar.
Mahvetmeme duygusu düğünde hem barmene karşı hemde düğüne gelip kimseyi tanımayıp sırf o gün her şey düğün sahibi tarafından ücretsiz şekilde sunuluyor diye yiyip içip gidenlere karşı var, gerçi düğün sahibi bir yerde bu konuya el atmak istese de böyle bir günü bozmak istemediğinden çok da sesini çıkarmıyor. Meyhaneci ise yarım fıçıları tam fıçı gibi gösterip düğün sahibinden fazladan para almanın peşinde. Beni meyhaneci kısmında etkileyen şuydu; meyhanecinin bölgedeki siyasilerle ile ilişkileriydi. Meyhanecinin Jurgise fazladan bira içilmiş gibi yapması ve düğün günü çok daha fazla para alması hırsızlıktı ama onun