Ümitsizlerin büyük yığınından sadece biri...
Yalnızlığa, umutsuzluğa ve biçareliğe itilmiş yekpare bir vücut. Vücut diyorum çünkü geriye kalan sadece bir vücut. Yani içinde ruh olmayan, yaşama sebebi olmayan, sevdiklerini kaybeden ve cehennemi gördükten sonra boş kalan bir vücut...
Beckmann, ikinci dünya savaşından sonra evine, sevdiklerine döneceğini sanan ama döndüğünde onları bulamayan, artık tek bacaklı eski bir nazi askeridir. Führer uğruna kaybolan bir hayat daha. Savaş öncesi bir insan, savaş sırası bir piyon, savaş sonrası tabiri caizse ''kıyıya vurmuş ölü balıktır.''
Gencecik daha yirmi beş yaşında hayatına son vermek ister, savaşta gördükleri onda derin yaralar açmıştır. Döndükten sonra gördükleri bu dünyada artık ona açılacak bir kapının olamayacağı kanısını verir ve kendini Elbe'nin sularına bırakır.
Ölüm herkes için kaçınılmaz ve geri dönülmez bir son olsa da Beckmann için böyle olmaz. Ailesinin, sevdiklerinin ondan esirgedikleri merhameti ölüm verir Beckmann'a. Hem de daha gençsin ne gördün, eğer bir şeyler içinde koptuysa bu seninle beraber aynı anda orada bulunun binlerce insan içinde koptu, yaşamına son vermen için bu bir bahane değil denilerek kıyıya bırakılır. Kıyıya bırakıldıktan sonra alt benliği ile tanışarak, bunca gördüğü şeyi başka birinin üstelik en yakınındaki kişininde görmesi bir umut ışığı yakar Beckmann için.
''Eskiden sevdiği kadının'' Beckmann'ı ilk gördüğünde tıpkı cansız bir nesneye yaptığı muameleyi yapması sadece Beckmann demesi ve o gittikten, aradan üç yıl geçtikten sonra başka bir adam ile beraber olması Beckmann için belki de ayağını kaybetmenin veya bunca savaşı, bunca yıkımı ve bunca ölümü ben boşuna gördüm duygusu uyandırmış olabilir. Çünkü o sevdiklerini, sevdiği kadını vatanında yaşatmanın ve onlar için canını ortaya