Fahrenheit 451 , üzerine sadece bir inceleme yazılıp geçilecek bir kitap değil. Okuyucular, kitabın başındaki önsözden yola çıkarak eserin aslında tek bir konuya değinmediğini fark edeceklerdir. Kitapların bazen insanı üzdüğüne dair bir inanışım vardır; ancak bu durum, kitapta anlatılandan biraz daha farklı. Ben daha çok bilginin getirdiği acı kavramı üzerine düşünmüştüm; fakat yazarın bilginin getirdiği acı kısmını veya cehaletin mutluluk getirdiği fikrini tam olarak anlatamadığı kanaatindeyim. Kitaptaki cehalet bir huzur halinden ziyade, daha çok bir uyuşmuşluk ve duygusal boşluk olarak karşımıza çıkıyor. Bu da yazarın "cehalet mutluluktur" temasını okuyucuya tam olarak hissettirememesine neden oluyor. Ayrıca okuma sürecinde, çeviriden mi yoksa yazardan mı kaynaklandığını bilemediğim, akıcılığı zorlaştıran bazı yazım ve üslup sorunları mevcuttur.
Birkaç satır okuyunca gidip kendini uçurumdan aşağı attın, Bam... dünyayı patlatmaya, kelleler uçurmaya, kadınlarla çocuklar yere sermeye, otoriteyi yok etmeye hazırsın !!
Anayasa'nın dediği gibi, herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir. Her insan diğer herkesin suretidir; o zaman herkes mutlu olur çünkü sinmelerine yol açacak, kendilerini kıyaslayacakları dağlar yoktur. Yani! Yandaki evde bulunan bir kitap, dolu bir tabancadır. Yak onu. Silahın mermisini al, Adamın zihnine zorla gir. Okumuş adamın hedefinin kim olacağını kim bilebilir?