Birkaç satır okuyunca gidip kendini uçurumdan aşağı attın, Bam... dünyayı patlatmaya, kelleler uçurmaya, kadınlarla çocuklar yere sermeye, otoriteyi yok etmeye hazırsın !!
Anayasa'nın dediği gibi, herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir. Her insan diğer herkesin suretidir; o zaman herkes mutlu olur çünkü sinmelerine yol açacak, kendilerini kıyaslayacakları dağlar yoktur. Yani! Yandaki evde bulunan bir kitap, dolu bir tabancadır. Yak onu. Silahın mermisini al, Adamın zihnine zorla gir. Okumuş adamın hedefinin kim olacağını kim bilebilir?
Dikkat: Kitabı henüz bitirmemiş olanlar için tad kaçırıcı detaylar içerir Jack LondonMartin Eden
Martin Eden gerçekten alçak bir bencildir. Kendini tatmin etmek için o gemide çalışmıştı ve tatmin parasıyla aylak gezmişti. Hatta okuldayken "Peynir Surat" ile sırf bu yüzden kavga etmiş ve küçük bir serseri grubu dahi kurmuştu.
Ruth bir kadın değildir; o bir statüydü. Martin, "aşk" diyerek hep kendini kandırdı. O, ulaşılmayan şeyin getirdiği sahte aşk duygusuna kapıldı. Zaten ulaşılabilse aşk olmazdı, neyse. Evet, "kişiliği öyleydi" diyebilirsin ama Martin haksız yere insanlara merhametli davranırken onları küçümsüyor ve merhametiyle vicdan rahatlatıyordu. Nietzsche’nin oğlu Zerdüşt bile bu kadar aşağılık değildi.
İntihar ederken dahi adil değildi. Sonunda mükemmeliyetçi bencilliği uğruna bedenini yok etti. Şair arkadaşı haklıydı da bir taraftan; güzellik açığa çıktıkça tekmelenir. Ve Martin gerçekten o arkadaşına ihanet etti. Görüşüm kısaca budur. Çok kızgınım.