Ali Adan

Ali Adan
@Ali_adan_
Uluslararası ilişkiler bölümü mezunu
YYÜ
Hatay/Defne
14 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı
Çok garip bir kitaptı. Karışık olabilir
Puan vermedi·144 syf.··
2026 8. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 03:00
Genel İzlenim ve Duygular ​Acıma ve Mide Bulantısı: Kitaptaki hikayeler, özellikle toplumsal yozlaşmanın ve alçaklığın çıplaklığı nedeniyle derin bir mide bulantısı ve acıma hissi uyandırıyor. Bu duyguların temelinde, anlatılanların gerçek hayatta yaşanmış olma ihtimali ve güçlünün güçsüzü hürriyetinden mahrum bırakması yatıyor. ​Adalet Duygusu: Yazarın adaleti hikaye içinde sağlamayıp okuyucunun vicdanına bırakması etkileyici ancak çözüm önerilmemesi, bu sapkınlıkları arzulayanları körükleme riski taşıyor. Çözümün temelinde eğitim ve halkı savunacak bir erk (hukuk) olması gerektiği rasyonel bir gerçek. ​Bölüm Bazlı Değerlendirmeler ​1. Kısım: Sanat ve Tutku ​Fedakarlık: Değirmen öyküsündeki gibi uç örneklerde, eğer tek yaşama gereği buysa, yapılan fedakarlık bir tercih olabilir. ​Yaratım: Sanatçının yarattığı esere (fiziki bir istekten öte) aşık olması, verilen büyük emeğin bir sonucudur. ​2. Kısım: Toplumsal Sömürü ​Sınıf ve Suç: Suçun, alt sınıf oluşturmak ve güçsüzler üzerinde fantezi uygulamak için bir araç olarak kullanılması mide bulandırıcı. ​Kazlar Öyküsü: Alçaklığın en somut örneği. Bir adamın açgözlülüğü uğruna, kocası ölmüş bir kadını kandırması ve yetim hakkı olan kazı yemesi, karakterin ne kadar alçalabileceğini gösteren en sarsıcı kısımlardan biri. ​İnanç ve Güç: İnancın yozlaşma tarafından çiğnenmesi, tamamen güç ilişkileriyle ilgili. Eğer halkı koruyan bir hukuk sistemi olsaydı, bu yozlaşmış figürler yargılanırdı. ​3. Kısım: İnsan Psikolojisi ve Toplum ​Komik-i Şehir: Kitabın en rahatsız edici öykülerinden biri. Bir kadının toplum tarafından etiketlenmesi sonucu her türlü zorbalığın ona reva görülmesi tam bir sapıklık ve toplumsal çürüme örneği. ​Bir Siyah Fanila İçin: İnsanın bir amacı (aşk gibi) olmadığında ne istediğini bilememesi ve radikal
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,8bin okunma
Reklam
SPOİLER MEVCUTTUR
6/10
·272 syf.··
2026 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 23:01
Jules Verne’in bu ölümsüz eserini bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, kitabın bir gezi rehberinden ziyade soluk soluğa bir yarış olduğuydu. Okurken öyle bir tempoya kapıldım ki, sanki ben kitabı ne kadar hızlı bitirirsem Phileas Fogg da Londra’ya o kadar çabuk yetişecekmiş gibi hissettim. Fogg’un o meşhur soğukkanlılığı onu hedefine ulaştırmış olsa da, bu durum hikâyede bir duygu eksikliği hissetmeme neden oldu; gezinin amacına uygun, yaşayan bir ruh bulamadım içinde. Karakterler arasındaki kopukluklar da zaman zaman dikkat çekiciydi. Özellikle Paspartu’nun Müfettiş Fix hakkındaki gerçekleri bildiği halde Fogg’a bir türlü söylememesi okurken canımı sıktı. Yine de Paspartu’nun her işten anlaması ve inatçılığı, Fix’in ise her şeye rağmen sergilediği görev bilinci takdir edilmesi gereken yönlerdi. Dürüst olmak gerekirse, anlatımın zaman zaman ana konudan sapması nedeniyle kitabın her anının çok akıcı olduğunu söyleyemem. Ancak finaldeki o zaman farkı sürprizi, pozitif bilimlerin kurguyla bu kadar zekice harmanlanması tüm o yorgunluğa değdi. Doğuya giderek kazanılan o bir günlük farkın bilimsel bir temele dayanması ve hikâyeyi bu noktadan bağlaması gerçekten etkileyiciydi. Sonuç olarak; eğer yeni yerler tanımak için bu kitabı okuyacaksanız aradığınızı bulamayabilirsiniz, çünkü Fogg geçtiği ülkeleri izlemek yerine saatine bakmayı tercih ediyor. Ama zamana karşı amansız bir rekabet ve matematiksel bir zeka oyunu okumak istiyorsanız, bu klasik mutlaka listenizde olmalı.
1000Kitap
Seksen Günde Dünya GezisiJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202324bin okunma
Zambaklar Bizim Toprağımızda Neden Açmıyor?
9/10
·136 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 21:31
Kitabı bitirdiğimde içimde uyanan o büyük hayranlık duygusu, aslında sadece Finlandiya’nın değişimine değil; kendi ülkemin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuna bir adım daha yaklaşmış olmanın verdiği bir heyecandı. Okurken her sayfada "Atamın hayalindeki ülke ve toplum yapısı tam da bu olmalıydı" diye düşünmeden edemedim. ​Bizim Cumhuriyet tarihimizle kıyasladığımda çok çarpıcı bir fark ve benzerlik yakaladım. Türkiye’de devrimler, dönemin şartları ve aciliyeti gereği yukarıdan aşağıya bir ivmeyle gerçekleşmek zorundaydı; ancak Fin halkı bizden farklı olarak bu değişime tabanda çok daha büyük bir karşılık veriyordu. Atatürk gibi bir liderin, aslında Fin halkı gibi bir halka ihtiyacı varmış gibi hissettim. Kitapta beni asıl etkileyen şey; halkın sadece bir "tek adamın" peşinden sürüklenmesi değil, her bir bireyin bu değişime ne kadar ihtiyacı olduğunun farkında olmasıydı. Halk, sunulan fikirler mantıklıysa onu sahipleniyor ve kolektif bir bilinçle hareket ediyordu. ​Bu durum bana Atamızın o sarsıcı sözünü hatırlattı: "Eğer bir gün bir kurtarıcı bekliyorsanız, size hiçbir şey öğretememişim demektir." Snelman’ın mücadelesi de tam olarak buydu; halkı birer izleyici olmaktan çıkarıp birer özneye dönüştürmek. Yine Atatürk’ün "Sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin" anlayışıyla Snelman’ın akla dayalı kalkınma modeli zihnimde kusursuz bir şekilde birleşti. Sonuç olarak bu eser, bir milletin bataklıktan zambak tarlalarına dönüş hikayesinden çok daha fazlası; bir zihniyet devriminin rehberidir. Okuduğunu anlayabilen ve bu topraklar için dertlenen herkesin bu vizyonla tanışması gerektiğine inanıyorum.
1000Kitap
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025124,7bin okunma
Bir "Yol" Hikayesi
8/10
·192 syf.··
2026 4. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2026 00:04
Bu kitap benim için ne bir umut tacirliği ne de sadece bir kabullenme felsefesi; bu kitap sadece ve sadece bir "yol" kitabıdır. Santiago'nun İspanya'dan Piramitlere uzanan serüveni, aslında her birimizin kendi hayatındaki o belirsiz durakların bir yansıması. Kitabın ana teması olan "Kişisel Menkıbe" kavramını yaşarken, bazen elimizde olmayan sebepler —bir deprem felaketi, ekonomik zorluklar ya da zorunlu duraklar— bizi istemediğimiz bir dükkanda kristal silmeye mecbur bırakabiliyor. Ancak kitap, kader ve irade arasındaki o ince çizgiyi şu cümleyle yüzümüze çarpıyor: "Hayatımızın belirli bir anında, yaşamımızın denetimini yitiririz ve hayatımız kaderin eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur." Kader başımıza gelen sarsıntılar olabilir ama o sarsıntıdan sonra hangi yolu seçeceğimiz bizim irademizdir. Tıpkı Santiago gibi, ben de şu an bir kristal dükkanında yol ayrımının gelmesini bekliyorum. Kitaptaki karakterler arasında beni en çok düşündüren Kristal Satıcısı oldu. O, hayallerine ulaştığında arayışının biteceğinden korktuğu için gitmeyi reddeden bir adam. Ben bu durumu kendi Tanrı arayışımda buluyorum. Aramayı seçmek, mutlak bir sona bağlanıp kalmaktan daha diri tutuyor insanı. Çünkü arayış biterse, arayan kişi de biter. Kristal Satıcısı güvenli bir hasreti, Santiago ise tehlikeli bir hakikati seçti. Eğer Santiago yola çıkmasaydı, sadece altın bulacaktı; yola çıktığı için bir yaşam kazandı. Biliyorum ki yol bir yere varmayı gerektirmez; sadece ilerlersin, görürsün ve gelişirsin. Hayat gibi.
1000Kitap
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,6bin okunma
Bir Devrin Kibri ve Geleceğin Sığlığı
5/10
·104 syf.··
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 22:33
H. G. Wells in bilimkurgu türüne yön veren eseri Zaman Makinesi, bugün 2026 yılından bakıldığında hem vizyoner bir çaba hem de ciddi kurgusal zayıflıklar barındıran bir metin olarak karşımıza çıkıyor. Eser, her ne kadar türün öncüsü olsa da, derinlemesine incelendiğinde bazı yapısal ve düşünsel boşluklar barındırıyor. Teknik ve Kurgusal Boşluklar Eserin en büyük eksikliği, ismini verdiği "Zaman Makinesi"ne dair neredeyse hiçbir somut ayrıntı barındırmamasıdır. Teknik veya tasviri detayların yokluğu, okuyucunun merakını havada bırakırken; anlatının yaşanmış bir anıdan ziyade bir masal gibi işlenmesi inandırıcılığı zayıflatıyor. Metnin geneline hakim olan "hızlıca tamamlanmış" havası, yazarın edebi derinlikten ziyade sadece bir fikri aktarma telaşında olduğunu düşündürüyor. Anlatıcı Perspektifi ve Gerçekçilik Eserin en güçlü yanı ise üçüncü şahıs anlatıcının (Zaman Gezgini'nin arkadaşı) konumlandırılışıdır. Anlatıcının mekandan münezzeh olmaması ve olayları bizim gibi kısıtlı bir perspektifle, sadece Gezgin’in anlattığı kadarıyla takip etmesi, hikayeyi sağlam temellere oturtuyor. Bu kısıtlı bakış açısı, hikayenin "uçuk kaçık" doğasını bir nebze olsun törpüleyerek yanımızdaki birinin gerçekten bu olayları yaşadığı hissini uyandırıyor. "Olgunluk" Yanılgısı ve Sığ Distopya Wells, kendi dönemini (Viktorya Dönemi) insanlığın "olgunluk dönemi" olarak nitelendirip, gidilecek tek yönün geri kalmışlık ve düşüş olduğunu savunur. Ancak 2026 perspektifinden bakıldığında, Wells’in "zirve" dediği dönemin aslında insanlığın henüz çocukluk evresi olduğu görülmektedir. Yazarın bu "olgunluk" kibri, kurguladığı geleceğin sığ kalmasına neden olmuştur. Sınıfsal Eleştiri mi, Öcüleştirme mi? Kitaptaki Eloi ve Morlock ayrımı, toplumsal sınıfların evrimsel bir uçuruma dönüşmesini anlatmaya
1000Kitap
Zaman MakinesiH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202437,1bin okunma
Reklam