Odaya ağır ağır çöken akşamı hissetmedi.Çünkü akşamlar sessizdi.Öğle zamanı gibi pencereden küstahça bakmıyor, karanlık sular gibi duvarlardan fışkırıyordu, tavanı hiçliğe doğru kaldırıyor, nesneleri usulca indirip, sessiz seline katıyordu.
Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum.Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu.Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi.Kollarda,başta en ufak bir güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
“Çocukların yatma saati geldi” dedi.Böyle söylerken yüzümüze bakıyor ama o gece aramızda çocuk olmadığını biliyordu.Hepimiz büyüktük.Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler.