Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
Lisans
yeryüzü
36 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
SADAKA-İ FITIR (FİTRE) Sadaka-i fıtır, Ramazân-ı şerîfin sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka en az, nisâb miktarına (80.18 gram altın veya bunun değerinde para ve ticaret malına) sahip bulunan her Müslümanın vermesi vacip olan bir sadakadır. Ramazân-ı şerîfte oruç tutamayan hastanın, seferde olanın ve oruç tutamayacak derecede ihtiyar olanın da fitre vermesi vacip olur. Sadaka-i fıtır, meşhur hadîs-i şerîflerle sabit bir vaciptir. Zekât, farz olmadan önce, orucun farz kılındığı sene, vacip olmuştur. Sadaka-i fıtır, orucun kabul edilmesine, ölüm sıkıntılarından ve kabir azâbından kurtuluşa vesîledir. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram neşesinden onların da istifâde etmelerine bir yardımdır. Ramazan Bayramı’nın birinci günü sabah namazı vaktinin girmesinden itibaren sadaka-i fıtrın edâsı vacip olur. Fakat fakirlerin, bununla bayram namazından evvel noksanlarını tedarik etmeleri için önce verilmesi mendûbdur. Sadaka-i fıtır, Ramazan Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşuyla vacip olduğundan, fecirden önce çocuk dünyaya gelse onun için de sadaka-i fıtır vermek vacip olur. Şâyet fecirden sonra doğarsa bir şey lâzım gelmez. Her Müslümanın, kendisi ve bâliğ (ergin) olmayan fakir çocuğu için sadaka-i fıtır vermesi vaciptir. Ancak, bâliğ çocuğunun ve zengin olan çocuğunun fitresi, babasına vacip değildir. Bir kimse, bâliğ olan evlatlarının fitrelerini, onların izinleriyle verebilir. Kendi ailesi, idaresinde bulunduğu takdirde -âdeten izin bulunduğundan- izinleri olmaksızın vermesi de kâfîdir. Bir kimse kendi fitresini; fakir olan eşine, babasına, anasına, ninesine, dedesine, çocuklarına ve torunlarına veremez. Fitreyi bayram namazından sonraya bırakmak mekruhtur. Müstehâb olan, namazdan evvel verilmesidir.
Din
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“SAHUR BEREKETTİR” Sahur, oruç tutmak için seher vaktinde (imsâk vaktinden önce) yenilen yemektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Sahur yapınız! Çünkü sahurda bereket vardır.” Buradaki bereketten muradın, o günün orucuna kuvvet kazanmak veya sevabın ziyâdeleşmesi olduğu söylenmiştir. Mümin bir kul, Ramazân-ı şerîfte sahura kalktığında abdest alıp iki rekât namaz kılarsa Allâhü Teâlâ, onun arkasına yedi saf melek gönderir. Namazı tamam olup dua ettiğinde melekler duasına, âmîn, derler. Allâhü Teâlâ, o melekler adedince o kimseye sevap yazar, cennette derecesini yükseltir, günahlarını siler. Sonra o melekler kıyamet gününe kadar o kimse için dua ve istiğfâr ederler. Herhangi bir oruca kalben niyet kâfîdir. Oruç için sahura kalkılması da bir niyet demektir. Sahura kalkmak ve sahuru son vaktine doğru yapmak, iftarı ilk vakitlerinde yapmak müstehâbdır. Nitekim hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Üç haslet peygamberlerin ahlâkındandır: İftarı acele etmek, sahuru geciktirmek ve misvak kullanmak.” Peygamberimiz (s.a.v.) bu husûsa çok dikkat etmiştir. Zira iftarı ilk vaktinde ve sahuru da imsâkten önceki son vakitlerde yapmak, oruç tutanın kendi âcizliğini ve ihtiyacını itiraftır ki, kulluk makamına münasip olan budur. Ancak imsâk vaktini geçirmeyip imsak vakti girmeden önce yiyip içmeyi bırakmaya dikkat etmek gerekir. İftarda da vakit girdikten sonra orucu açmak lâzımdır. Çünkü orucun farzlarından biri de vakittir. Bakara Sûresi’nin 187. âyet-i kerîmesinde, “Bu (hükümler) Allâh’ın vaz‘ ettiği (koyduğu) sınırlarıdır. Sakın onlara (o sınırlara) yaklaşmayın” buyurulmuştur. Bundan dolayı asırlardır Ehl-i Sünnet âlimleri, namaz vakitlerini hesaplarken temkini kullanarak imsâk ve namaz vakitlerini muhafaza ve emniyet altına almışlardır. Fazilet
ZEKÂT HAKKINDA BAZI BİLGİLER Zekâta tâbi malların zekâtları, malın kendisinden verilebileceği gibi kıymetlerinden de verilebilir. Buna, malın sahibi karar verebilir. Mesela ticaret mallarının veya hayvanların yahut altın ile gümüşün zekâtları, kendisinden verilebileceği gibi bunların kıymetlerini vermek de câizdir. Bir kimse kendi zekâtını kendi zevcesine, kendisinin usûl ve furûu (babası, anası, dedeleri, evladı ve torunları)ndan herhangi birine veremez. İmâm-ı Âzam’a (rah.) göre, bir kadın da zekâtını fakir olan kocasına veremez. Aslî ihtiyaçlarından başka, nisâb miktarı bir mala sahip olan bir kimseye de zekât verilemez. O mal gerek nâmî (çoğalma vasfına sahip) olsun ve gerek olmasın. Bir kimse zekâtını, zengin bir erkeğin henüz bâliğ olmamış çocuğuna veremez. Fakat o zengin erkeğin bâliğ olan fakir evladına veya fakir babasına veya fakir zevcesine verebilir. Zekât, gayr-ı Müslimlere verilemez. Zira zekât, fakir olan Müslümanların hakkıdır. Bu yardımlaşma usûlü, yalnız Müslümanlar arasında cârîdir. ALTIN İLE GÜMÜŞÜN ZEKÂTLARI Altın ve gümüş; nafaka, hacca gitmek veya ev satın almak gibi bir ihtiyaç için ayrılmış olsa da nisâb miktarına ulaşmış ve üzerlerinden bir sene geçmiş ise zekâta tâbi olurlar. Altın veya gümüşten yapılmış ziynet eşyaları, zekâta tâbidir. Bizzât o altın ve gümüşün veya sahibinin zekâta tâbi başka malı ile beraber nisâb miktarına ulaşınca zekâta tâbi olurlar. Bunların zekâtları kendi cinslerinden olmayan bir mal ile (mesela nakit para ile) ödeneceği takdirde vezinlerine (ölçü ve ağırlıklarına) değil, kıymetlerine itibar olunur. Bunda ittifak vardır. Fakat kendi cinslerinden ödeneceği takdirde İmâm-ı Âzam ile İmâm Ebû Yûsuf Hazretlerine göre, vezinleri muteber olur. İmâm Züfer’e göre kıymetlerine, İmâm Muhammed’e göre de bunlardan hangisi
Din
Türkçe namazın cevazını açıkça tartışmaya hatta tatbik etmek için cumhuriyet devrini beklemek icab etmiştir.
Sayfa 44
Tarih
Ramazanı şerif ayınızı kutlarım
RAMAZÂN-I ŞERÎF’İN FAZİLETİ Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Her kim Ramazân-ı şerîf ayında bir zikir meclisinde hazır bulunursa Allâhü Teâlâ (o kimsenin meclise gidip gelirken attığı) her adımına bir ibadet sevabı yazar ve o kişi kıyamet günü benimle beraber Arş-ı A’lâ’nın altında olur. Her kim Ramazân-ı şerîf ayında cemaatle namaza devam ederse, Allâhü Teâlâ, o kimseye, kıldığı her bir rekât için (cennette) nurdan bir şehir ihsân eder. Her kim gücü yettiğince anne-babasına iyilikte bulunursa, Allâhü Teâlâ, o kimseye rahmet nazarıyla bakar ve ben de ona kefîl olurum. Her kim Ramazân-ı şerîfte bir Müslüman’ın ihtiyacını giderirse, Allâhü Teâlâ da onun bin ihtiyacını giderir. Her kim çoluk çocuk sahibi bir fakire sadaka verirse Allâhü Teâlâ ona milyon hasene yazar, onun milyon günahını siler ve onun derecesini milyon yükseltir.” Hz. Enes’den (r.a.), Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivâyet olundu: “Her kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını gidermek için yürürse (evinden çıkarsa), ayrıldığı yere dönünceye kadar Allâhü Teâlâ, onun için her bir adımına yetmiş sevap yazar ve ondan yetmiş günahı siler.” (Nüzhetü’l-Mecâlis) “Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Ramazan ayı girdiğinde bütün esirleri serbest bırakır, her isteyenin istediğini verirdi. Kim bu ayda hayırlar ve sâlih ameller işlemeye muvaffak olursa, o kimse, senenin tamamında hayırlı amel işlemeye muvaffak olur. Bu ayı dağınık bir vaziyette geçiren kimse, senenin tamamında dağınık olur. Bu ayı fırsat bilerek mümkün olduğunca mânen derlenip toparlanmak için gayret göstermek lâzımdır. Peygamberimiz (s.a.v.), iftar vaktinde şu duayı okurdu: ‘Zehebe’z-zameü vebtelleti’l-urûku ve sebete’l-ecru inşâallâhü teâlâ.’ Manası: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı ve (amellerimizin) sevabı inşâallâh
Din