DİNÎ İLİMLER HAKKINDA SÖZ SÖYLEMEK EHLİNE MAHSUSTUR: Kur’ân-ı Kerîm, ebedî bir mucizedir. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübarek hadîs-i şerîflerine, büyük müctehidlerin icmâına ve ilmen sabit olan esaslara göre Kur’ân-ı Kerîm’e nice tefsirler yazılmıştır. Binâenaleyh bu âlimlerin yazdıklarına muhalif sözlerin, iddiaların hiç bir kıymeti yoktur.
Şüphe yok ki; Kur’ân-ı Kerîm’in beyanâtına, dinî ilimlere ve hükümlere dair söz söyleme hakkı, hakîkî din âlimlerine mahsustur. Her ilmin ayrıca mütehassısları vardır ki, o ilim hakkında söz söylemek o mütehassısın salâhiyeti dairesinde bulunur. Mesela: Bir doktor, mimarîye dair söz söyleyemez, bir mühendis de tıp ilmine dair görüş bildiremez. Eğer bir ilim ve fen sahibi, kendi ihtisasının dışında kalan farklı ilim sahaları hakkında görüş bildirirse işgüzârlık yapmış olur. Mesela, insanlar, sıhhat vesilesiyle tıp ilmi ile; bir eve ihtiyacı olmaları sebebiyle mimarî ile alâkadardır. Fakat bir kimsenin, bunlarla alâkadar olduğundan dolayı bu fenlere ait meselelere karışması, bunların hakkında kendi keyfine göre hüküm vermesi elbette doğru olmaz.
İşte dinî ilimler de böyledir. Bunların mütehassısları vardır. Her Müslüman, dinî ilimler ile alâkadardır. Fakat herkesin bu hususta keyfine göre fikir beyanına salâhiyeti yoktur. İslâm âlimleri yıllarca çalışarak, Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerden çıkardıkları hükümleri, kitaplara yazmışlardır. Bir Müslüman, hangi hak mezhepten ise (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî), ona ait kitapları (fıkıh kitaplarını veya ilmihâli) okur, dinini öğrenir. Zaten her Müslümanın, bir ilmihâl kitabı okuyarak dinine ait bütün bilgileri öğrenmesi mümkündür. Eğer herkes, “İbadet şöyle olsun, namaz şöyle kılınsın, oruç şöyle tutulsun, şu hususa şöyle itikâd edilsin.” derse vazifesi haricine çıkmış,