Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
On Kötü Huy
Süfyân-ı Sevrî (rah.) Hazretleri şöyle buyurdular: “On şey cefâdandır, kötü huylardandır: • Kendisi için dua ederken annesine, babasına ve müminlere dua etmemek. • Kur’ân-ı Kerîm okumayı bilen bir kimsenin, ondan her gün yüz âyet bile okumaması (Kur’ân-ı Kerîm’in hakkı günlük iki yüz âyet okumaktır). • Mescide girip çıktığı hâlde iki rekât namaz kılmamak. • Kabristana girip de kabirdekilere selam vermemek ve dua etmemek. • Cuma günü bir şehre girip, Cuma namazını kılmadan oradan çıkmak. • Bir beldeye hakîkî ve ihlaslı bir âlim geldiği hâlde, onun yanına gitmemek. • Birbirine yoldaş olmuş iki din kardeşinden birinin, diğerine ismini sormaması. • Meşru bir misafirliğe davet edildiğinde gitmemek. • Gençlerin, ilim ve edep öğrenmeden gençliklerini zâyi etmesi. • Tok olan kişinin, aç olan komşusuna yemeğinden ikram etmemesi
Din
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Gelismekte olan ülke: gelişmekte olan bir ülke per Capita size düşük olarak bu anlamda fakir ve ekonomik yapısı geri olan ulkedir.
Sayfa 77
1000Kitap
DİNÎ İLİMLER HAKKINDA SÖZ SÖYLEMEK EHLİNE MAHSUSTUR: Kur’ân-ı Kerîm, ebedî bir mucizedir. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübarek hadîs-i şerîflerine, büyük müctehidlerin icmâına ve ilmen sabit olan esaslara göre Kur’ân-ı Kerîm’e nice tefsirler yazılmıştır. Binâenaleyh bu âlimlerin yazdıklarına muhalif sözlerin, iddiaların hiç bir kıymeti yoktur. Şüphe yok ki; Kur’ân-ı Kerîm’in beyanâtına, dinî ilimlere ve hükümlere dair söz söyleme hakkı, hakîkî din âlimlerine mahsustur. Her ilmin ayrıca mütehassısları vardır ki, o ilim hakkında söz söylemek o mütehassısın salâhiyeti dairesinde bulunur. Mesela: Bir doktor, mimarîye dair söz söyleyemez, bir mühendis de tıp ilmine dair görüş bildiremez. Eğer bir ilim ve fen sahibi, kendi ihtisasının dışında kalan farklı ilim sahaları hakkında görüş bildirirse işgüzârlık yapmış olur. Mesela, insanlar, sıhhat vesilesiyle tıp ilmi ile; bir eve ihtiyacı olmaları sebebiyle mimarî ile alâkadardır. Fakat bir kimsenin, bunlarla alâkadar olduğundan dolayı bu fenlere ait meselelere karışması, bunların hakkında kendi keyfine göre hüküm vermesi elbette doğru olmaz. İşte dinî ilimler de böyledir. Bunların mütehassısları vardır. Her Müslüman, dinî ilimler ile alâkadardır. Fakat herkesin bu hususta keyfine göre fikir beyanına salâhiyeti yoktur. İslâm âlimleri yıllarca çalışarak, Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerden çıkardıkları hükümleri, kitaplara yazmışlardır. Bir Müslüman, hangi hak mezhepten ise (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî), ona ait kitapları (fıkıh kitaplarını veya ilmihâli) okur, dinini öğrenir. Zaten her Müslümanın, bir ilmihâl kitabı okuyarak dinine ait bütün bilgileri öğrenmesi mümkündür. Eğer herkes, “İbadet şöyle olsun, namaz şöyle kılınsın, oruç şöyle tutulsun, şu hususa şöyle itikâd edilsin.” derse vazifesi haricine çıkmış,
Din
HER GÜNAHIN BİR CEZASI VARDIR: Abdullah bin Abbas’tan (r.a.) rivâyet olunan bir hadîs-i şerîfte Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:  “Her ne zaman bir kavimde ganimet mallarına (beytülmâle) hıyânet yaygınlaşsa, muhakkak Allâhü Teâlâ, onların kalplerine korku verir (düşmanlarından korkarlar). Her ne zaman bir kavimde zina yaygınlaşsa (ve bu kötü işi yapana mâni olmazlarsa), muhakkak onların arasında ölümler çoğalır.  Her ne zaman bir kavim ölçü ve tartılarında eksik ölçmeye ve eksik tartmaya başlasa, muhakkak onların rızıkları kesilir (rızıklarının bereketi kaldırılır ve geçim darlığı çekerler).  Her ne zaman bir kavimde (bilerek veya cehâletle) haksız hüküm verilirse, muhakkak içlerinde kan dökmeler çoğalır.  Her ne zaman bir kavim, verdikleri ahde, vefâ göstermezse, muhakkak Allâhü Teâlâ (bu yaptıklarına ceza olarak) onların üzerine düşmanlarını musallat kılar.”  / FAZİLET TAKVİMİ 05 Kasım 2021, Cuma
Din
GÜZEL AHLÂKIN BAŞI HAYÂDIR: Hayâ, kabahat işlemek korkusundan veya güzel bir şeyi terk etmek korkusundan veyahut halk tarafından ayıplanma korkusundan dolayı, nefsin sıkılması ve utanma hissidir. Hayâ, insanın fıtratında bulunan güzel amelleri işlemeye, kötü fiilleri terk etmeye sevk eden tabiî bir sıfattır. Bazı müfessirler, A‘raf Sûresi’nin 26. âyet-i kerîmesinde zikredilen “Takvâ elbisesi, daha hayırlıdır.” nazm-ı kerîmini, hayâ ile tefsir etmişlerdir. Yani “Maddî ve manevî fenalıktan ve zarardan korunmak için giyilen hayâ ve haşyet (Allah korkusu) elbisesi yok mu? İşte o tamamen hayırdır.” demektir.  Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, bir gün Ensar’dan bir kişinin yanına uğramıştı. O zât, kardeşine; “Çok utangaçsın, hattâ bu utangaçlığın sana zarar veriyor (yani bu kadar utangaç olma).” şeklinde nasihat verdiğini görünce; “Bırak onu. Çünkü hayâ, imandandır.” buyurdular. Ebû Saîd (r.a.), “Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), bütün insanlardan daha hayâlı idi. Bir şey hoşuna gitmediği zaman, biz bunu mübarek yüzlerinden anlardık.” demiştir.  Süleyman aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Hayâ, imanın nizamıdır. Nizam bozulduğu zaman, nizamın içerisinde bulunduğu şey olan kâmil iman da bozulur.”  Bu hususta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurdular: “Muhakkak ki insanların, önceki Peygamberlerin sözlerinden ilk idrak ettikleri-kavuştukları söz, ‘Utanmıyorsan, dilediğini yap.’ sözüdür.” Hazret-i Âişe (r.anhâ); “Güzel huyların başı, hayâdır” buyurdular.  Bir hadîs-i şerîfte de “Muhakkak her dinin (müntesiplerinin) kendisiyle tanındıkları bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır.” buyurulmuştur. / FAZİLET TAKVİMİ
Din