İstanbul’un Yeniden Fethi(!)......5
1950’li yıllarda alınan Amerikan yardımları, büyük şehirlerin çehresini ekonomik ve toplumsal manada değiştirir. Karakteri değişen şehirlerin başında ise İstanbul gelir. Sanayileşmenin ve yatırımların şehirlerde yoğunlaşmasıyla köyden kente göç dalgaları, bu devirde (1950-60) hız kazanır. Zira 1950 yılında henüz 1 milyona ulaşan İstanbul nüfusu, sadece 10 yıl içinde ikiye katlanır. Bu plansız göç; beraberinde çarpık kentleşmeyi, şehrin bakir alanlarının her geçen gün imara açılmasını, gecekondulaşmayı getirir. Bir yanda bunlar yaşanırken, diğer taraftan şehrin var olan tarihî dokusu hızla yok olmaya başlar.
1956-60 yılları, devrin başbakanının doğrudan müdahil olduğu ve belki de hayatının en önemli hamlesi olarak gördüğü “İstanbul’un imarı” dönemidir. 1956’da büyük imar hareketlerine başladıktan sonra İstanbul’da kamulaştırma ve imar için belediyenin harcadığı para, Türkiye’deki bütün belediyelere ayrılan paranın toplamından fazladır.
Şehir daha önce şahit olmadığı bir yıkıma, bu kısa zamanda maruz kalır. “İstanbul’un yeniden fethi” sloganlarıyla girişilen yıkım hamleleri, tam anlamıyla Osmanlı İstanbul’unun defni olur. Kayıtlara göre; geniş yol ve meydanların açılması için bu devirde istimlak edilip yıkılan bina sayısı 7.289’a ulaşmıştır. Bu yapıların içinde tarihî değeri olan yüzlerce eser de yok olmuştur. Doğan Kuban’ın ifadesiyle; tarihî İstanbul’un en eski aksı üzerindeki eserler, ya ortadan kaldırılmış (Murad Paşa Hamamı ve daha birçok yapı) ya da tıraş edilmiş (Simkeşhane, Hasan Paşa Hanı); yollar, çalışmalar sırasında indirilip çıkarılarak âbidevî eserlerin kimisinin temelleri havada kalmış (Bayezid Hamamı, Fatih Külliyesi’nin Akdeniz medreseleri) kimisi de toprağa gömülmüştür (Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi ve Sıbyan