Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
Çirkinleşmez bedeni , dünyada bu ümmetin Gönül çirkinleşmesin,varsa akl û himmetin
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Civatalar teknikte bağlama ve hareket elemanları olarak en çok kullanılan geniş kapsamlı olarak standartlastirilmis makina elemanıdır. Prof.dr. nihat gemalmayan
Alıntı
Nazar
Nazar “bakmak, görmek, düşünmek” gibi manalara gelir. Dilimizde “Beğenilen bir şeye kıskanarak ve ona zarar verip etkileyecek bir şekilde bakmak” olarak tarif edilir. Nazar etmek, göz değmek olarak ifade edilir. Arapça’da ise “ayn” veya “isabetü’l-ayn” denir. Nazarın ne zaman başladığına dair kayıtlar geçmiş zamanlara götürmese de insanlığın varlığı ile aynı zamanda başlar. İslamiyet’in gelişinden önce de Araplarda nazarın önemi büyüktü. Bazı kişilerin bakışıyla insan ve hayvanın ölmesi mümkündü. Özellikle gök gözlü kişilerin nazarının daha çok değeceğine inanılırdı. Bunun için nazarı değmesi istenen kişi, iki veya üç gün çadırda aç ve susuz bırakılırdı. Daha sonra çadırdan çıkarılır, bir koyun veya deve sürüsüne nazar ettirilir “Bu sürü gibisini görmedim.” dediğinde, bu nazar ile sürü hastalanıp ölebilirdi.  Nazar genelde kişinin iradesi dışında meydana geldiği için her insanda az veya çok olabilir. Anne babanın çocuğuna bakışından bile nazar değebilir. Ancak nazarın meydana gelmesinin en önemli kaynağı haset duygusudur. Bu duyguda kin, düşmanlık ve intikam vardır. Nazarın tesirinin gücü haset duygusunun şiddetine bağlıdır. Bundan dolayı “Nazar, haktır ve insanı mezara, deveyi kazana koyar” buyrulmuştur. Bu durum nazarın insan ve diğer canlılar üzerinde ne kadar tesirli olabileceğini ortaya koymaktadır. Kur’an-ı Kerim’de nazara işaret eden ayeti kerimeler vardır. Kalem Suresi’nin 51. Ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “Şüphesiz inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler...” Bu ayette kâfirlerin Kur’an-ı Kerim’i işittikleri zaman Rasülullah (s.a.v)’in sahip olduğu şerefi kıskanarak gözleriyle yere serecek gibi baktıkları, adeta O’nu öfke dolu nazarlarıyla yok etmek istedikleri haber verilmektedir. Tefsirlerde bu ayetteki
Din
Barışmasını bilmiyorsan kavga etme ! haklı haksız olduğuma bakmam kimseyle küs kalmam. . Adnan Dalgakıran..
İnsan ve Duygular
İstanbul’un Yeniden Fethi(!)......5 1950’li yıllarda alınan Amerikan yardımları, büyük şehirlerin çehresini ekonomik ve toplumsal manada değiştirir. Karakteri değişen şehirlerin başında ise İstanbul gelir. Sanayileşmenin ve yatırımların şehirlerde yoğunlaşmasıyla köyden kente göç dalgaları, bu devirde (1950-60) hız kazanır. Zira 1950 yılında henüz 1 milyona ulaşan İstanbul nüfusu, sadece 10 yıl içinde ikiye katlanır. Bu plansız göç; beraberinde çarpık kentleşmeyi, şehrin bakir alanlarının her geçen gün imara açılmasını, gecekondulaşmayı getirir. Bir yanda bunlar yaşanırken, diğer taraftan şehrin var olan tarihî dokusu hızla yok olmaya başlar. 1956-60 yılları, devrin başbakanının doğrudan müdahil olduğu ve belki de hayatının en önemli hamlesi olarak gördüğü “İstanbul’un imarı” dönemidir. 1956’da büyük imar hareketlerine başladıktan sonra İstanbul’da kamulaştırma ve imar için belediyenin harcadığı para, Türkiye’deki bütün belediyelere ayrılan paranın toplamından fazladır. Şehir daha önce şahit olmadığı bir yıkıma, bu kısa zamanda maruz kalır. “İstanbul’un yeniden fethi” sloganlarıyla girişilen yıkım hamleleri, tam anlamıyla Osmanlı İstanbul’unun defni olur. Kayıtlara göre; geniş yol ve meydanların açılması için bu devirde istimlak edilip yıkılan bina sayısı 7.289’a ulaşmıştır. Bu yapıların içinde tarihî değeri olan yüzlerce eser de yok olmuştur. Doğan Kuban’ın ifadesiyle; tarihî İstanbul’un en eski aksı üzerindeki eserler, ya ortadan kaldırılmış (Murad Paşa Hamamı ve daha birçok yapı) ya da tıraş edilmiş (Simkeşhane, Hasan Paşa Hanı); yollar, çalışmalar sırasında indirilip çıkarılarak âbidevî eserlerin kimisinin temelleri havada kalmış (Bayezid Hamamı, Fatih Külliyesi’nin Akdeniz medreseleri) kimisi de toprağa gömülmüştür (Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi ve Sıbyan
Tarih