Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
KİTAPLARA İMAN: İmanın üçüncü şartı, kitaplara inanmaktır. Cenâb-ı Hak, emirlerini, nehiylerini, hikmetlerini kullarına bildirmek için zaman zaman peygamberlerine kitaplar indirmiştir.  Tevrat’ı Mûsâ aleyhisselâm’a, Zebûr’u Dâvûd (a.s.)’a, İncil’i Îsâ aleyhisselâm’a, Kur’ân-ı Kerîm’i de Kâinâtın Efendisi Muhammed Mustafâ sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize indirmiştir. Böyle inanmak farzdır. Bu dört muazzam kitaptan başka bir de yüz adet suhuf (sahifeler) vardır. Nitekim Ebû Zer (r.a.) rivâyetinde şöyle buyrulmuştur; 10 Suhuf Âdem aleyhisselâm’a, 50 Suhuf Şît (a.s.)’a, 30 Suhuf İdrîs aleyhisselâm’a, 10 Suhuf İbrâhîm (a.s.)’a gönderilmiştir ki; tamamı 100 Suhuf’tur. Bu Kitap ve Suhuf’un tamamı, indirildikleri minval üzere dosdoğrudur ve Allâhü Teâlâ’nın kelamıdır. Nazmı ve tertibi Allâhü Teâlâ’ya aittir, mahlûk tertibi değildir. Cebrâil aleyhisselâm vasıtasıyla inmiştir. Kur’ân-ı Kerîm, bütün bu kitaplardan sonra muktezâ-yı hâle uygun olarak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e yirmi üç senede vahyolunmuştur. Bütün mucizelerin en büyüğü Kur’ân-ı Kerîm’dir. Zira diğer mucizeler vakitlidir. Kur’ân-ı Kerîm ise kıyamete kadar bâkîdir. En kısa bir sûre-i şerîfinin bir benzerini getirmekten bütün mahlûkât âcizdir. Nitekim Allâhü Teâlâ, İsrâ Sûresi’nin 88. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur -meâlen-: “De ki; Andolsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın bir mislini getirmek üzere toplanacak olsalar, elbette onun bir mislini getiremeyeceklerdir. Velev ki, bazıları bazılarına yardımcı olsun.”  Hakikaten de dil ülkesinin sultanı sayılabilecek Arap şair ve edipleri, Kur’ân-ı Kerîm’in en kısa sûresi sayılan Kevser Sûresi’ne bile fesâhat ve belâğatte denk sayılabilecek bir söz söyleyemediler. Bu kimselerin her bakımdan âciz oldukları ortaya çıkınca, Kur’ân-ı Kerîm’in Allâhü
Din
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
KALPLER NE İLE YUMUŞAR?: Ebû Hafs Ömer bin Sâlih et-Tarsûsî şöyle anlattı:  Evliyanın büyüklerinden Yahyâ bin Cellâ ile birlikte İmâm Ahmed bin Hanbel Hazretlerini ziyarete gitmiştik. Etrafında talebelerden bazıları da vardı. İmâm Ahmed’e: “Efendim, kalplerdeki kasvet, katılık nasıl giderilir, kalpler ne ile yumuşar?” diye sordum. İmâm Ahmed (rah.), yanındaki talebelerin cevap vermesi için onlara baktı. Onlardan bir ses çıkmayınca bir müddet başını eğdi, biraz tefekkürden sonra; “Evladım! Helâlinden yemekle” cevabını verdi.  Sonra Bişr-i Hâfî Hazretlerini ziyarete gitmiştik. Ona da “Efendim, kalpler ne ile yumuşar?” diye sordum.  “…Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allâh’ı zikirle mutmain olur.” meâlindeki Ra‘d Sûresi’nin 28. âyetini okudu. “Bunu İmâm Ahmed’e de sormuştum, ‘Helâl yemekle.’ cevabını vermişti.” dedim. “O, sana işin aslını öğretmiş.” buyurdu.  Daha sonra evliyadan Abdülvehhâb bin Ebu’l-Hasen’e uğradığımda ona da aynı suâli sordum. O da Ra‘d Sûresi’nin 28. âyet-i celîlesiyle cevap verdi. Ben, “İmâm Ahmed’e uğramıştım, ona da bunu sordum.” deyince sevindi: “O ne buyurdu?” diye sordu. “Helâlinden yemekle, cevabını verdi” deyince şöyle dedi: “Sana en kıymetli cevheri bildirmiş, işin aslı onun dediği gibidir. / FAZİLET TAKVİMİ 12 Ekim 2021, Salı
Din
HAZRET-İ HASAN ve HAZRET-İ HÜSEYİN CENNETTEDİR: Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem Hazretleri, torunları Hasan ve Hüseyin radıyallâhü anhümâ omuzlarında olduğu hâlde mescide geldi, ayakta iken Sahâbe-i Güzîn Hazretlerine:  “Ey Müslümanlar topluluğu! Dede ve nine cihetinden, insanların en şereflilerinin kimler olduğunu size haber vereyim mi?” buyurdular.  Ashâb-ı Kirâm: “Buyurun yâ Resûlallah!” dediler. “Hasan ve Hüseyin’dir ki dedeleri, peygamberlerin sonuncusu olan Resûlullah, nineleri ise cennet hanımlarının efendisi olan Hatîce binti Huveylid’dir.” buyurdular. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem sonra, “Dayı ve teyze cihetinden en faziletli olanların, kimler olduğunu size haber vereyim mi?” buyurdular. Ashâb-ı Kirâm “Kimdir yâ Resûlallah?” dediler. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem “Hasan ve Hüseyin’dir ki dayıları Kâsım bin Resûlullah’tır ve teyzeleri Zeyneb binti Resûlullah’tır.” buyurdular. Resûlullah (s.a.v.): “Amca ve hala cihetinden en şerefli kimlerdir, size haber vereyim mi?” buyurdular. Ashâb-ı Kirâm “Kimdir yâ Resûlallah?” dediler. Buyurdular ki: “Hasan ve Hüseyin’dir ki amcaları Câfer-i Tayyâr ve halaları Ümmühanî binti Ebû Tâlib’dir.” buyurdular. Sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: Allâhım! Muhakkak sen biliyorsun ki; Hasan ve Hüseyin cennettedir. Amcaları cennettedir. Teyzeleri cennettedir. Onları sevenler cennettedir. Onlara buğzedenler ise cehennemdedir. (Rıdvânullâhi Teâlâ Aleyhim Ecmain.)  / FAZİLET TAKVİMİ 11 Ekim 2021, Pazartesi
Din
Farz namazları ilk vaktinde kılmak efdaldir. Ancak (Hanefî Mezheb’inde) erkekler için sabah namazının isfârı müstehabdır.  İsfâr: Sabah namazını, gecenin karanlığının dağılıp, ortalığın aydınlandığı vakte tehir etmektir. Bu beklemenin derecesi öyle olmalıdır ki eğer namaz bozulursa en az sünnet olan kıraat ile tekrardan kılacak kadar bir vakit kalmalıdır.  Hadîs-i şerîfte, “Fecir’de (sabah namazında) isfâr yapınız, muhakkak bunda büyük bir ecir vardır.” buyrulmuştur. İsfâr yapmakta, cemaatin çok olması gibi bir fazilet de vardır. Sabah namazı böyle isfâr edilerek geç kılınır ise uykusu ağır olanlar ve hâli zayıf olanlar dahi cemâate yetişebilirler. Cemaatı çoğaltacak olan hâl, cemaatı azaltacak hâlden elbette efdaldir
Din
İbrahim bin Edhem Hazretleri, günahının çok olduğundan bahsederek kendisinden nasihat isteyen bir zâta şöyle buyurdu: Altı şeyi kabul edip yaparsan, hiçbir işin sana zarar vermez. Dünyada ve âhirette rahat edersin: “Allâhü Teâlâ’ya isyan edeceğin zaman, onun mülkünden çık.” Adam, “Bu nasıl mümkün olabilir? Doğudan batıya, kuzeyden güneye, toprağın altından arşın üstüne her yer, Allâhü Teâlâ’nın mülküdür.” dedi. İbrahim bin Edhem Hazretleri, “Hem onun mülkünde duracaksın hem de ona âsî mi olacaksın!” buyurdu. “Günah işleyeceğin zaman Hz. Allah’tan rızık talep etme.” Adam, “Bu nasıl olabilir? Âlemde herkesin rızkını veren odur.” dedi. İbrahim bin Edhem Hazretleri, “Hem onun rızkından yiyeceksin hem de günah mı işleyeceksin!” buyurdu. “Ona isyan edeceğin zaman Allâhü Teâlâ’nın seni göremeyeceği bir yer bul.” Adam, “Nasıl olur? Yeryüzündeki ve gökyüzündeki hiçbir şey Allâhü Teâlâ’dan gizli kalamaz. O, zihinlerde ve sadırlarda gizli olan her şeyi de bilir.” dedi. İbrahim bin Edhem, “Hem onun mülkünde yaşayacaksın, onun nimetlerinden yiyeceksin hem de onun huzurunda günah mı işleyeceksin!” buyurdu. “Azrâil (a.s.), ruhunu almaya geldiği zaman tevbe etmek için, izin iste.” Adam, “Bunu nasıl kabul eder?” dedi. İbrahim bin Edhem Hazretleri, “Madem ondan müsaade almaya kuvvetin yok, o zaman o sana gelmeden, içinde bulunduğun fırsatı ganimet bil ve tevbe et ” dedi. “Münker ve Nekir isimli melekler, kabir suali için sana geldiğinde onları yanından uzaklaştır ki seni imtihan edemesinler.” Adam, “Buna gücüm yetmez.” dedi. İbrahim bin Edhem, “Öyleyse cevap verebilmek için hazırlıklı ol.” buyurdu. “Kıyamet günü bir münâdî, ‘Bir fırka cennette, bir fırka cehennemdedir.’ diye seslenince ve sen de cehennemlikler arasında olursan sakın onlar ile beraber cehenneme doğru gitme.” Adam,
Din