Güzel ahlâk, imanın alâmeti, İslâm’ın ziyneti, süsüdür. Müslümanlar kendilerini kötü huylardan temizleyerek, güzel ahlâk ile ahlâklanmalıdırlar. Kötü ahlâk, insanı günahlara sevk eder. Güzel ahlâk ise dünya ve âhirette selâmet ve saadete kavuşturur.
Ahlâksızlığa mübtela olan bir millet, sefalet ve sefâhate dûçâr olur. Ahlâksızlık bulunan bir çevrede mal, can, ırz ve namus emniyet altına alınamaz. Birlik beraberlik yerine nifak ve fesat görülür. Şöyle düşününüz ki bir adamın kötü fikir ve düşünceleri vardır, bir de buna Allah’tan korkmamak eklenince, artık o adamın yapmayacağı ahlâksızlık ve kötülük kalmaz. Bir de -Allah muhafaza buyursun- bu kimseler, bir millet içerisinde çoğalırsa o millet için bundan daha büyük bir felaket olamaz.
Dinimizin çizmiş olduğu dosdoğru yol üzerinde yürüyen insanlarda ahlâksızlık olamaz. Çünkü dinimiz, insanın saadetini ihlâl eden ahlâkî kabahatlerin, suçların her birini yasaklamıştır. Bunların aksine hareket edenler hakkında, dünyevî ve uhrevî birtakım cezalar dahi vardır. Bu ahlâksızlıkların, kötülüklerin yapılması şöyle dursun, düşünülmesi bile nehyedilmiştir. Yüreğinde Allah korkusu bulunan hakîkî bir mümin, dînî hükümlerin hilafına hareket edemez. Din perdesi altında gizlenenler değil, hakîkî dindar olanlar, âhiretteki cezadan korkarak hiçbir şekilde fenalık yapmayacakları gibi mükâfatlara nâil olmak için de iyilik yapmaya çalışırlar.
Bozulmuş olan ahlâkımızı düzeltmek için dinimize dört elle sarılmaktan başka çare yoktur. Başka milletlerin, insanların âdetlerine uymak aslâ doğru değildir. Unutmamak lâzımdır ki Müslümanların en saadetli zamanları, dînî hükümlerine en çok riâyet ettikleri zamanlardır.