Küçük Ömer’in gözünden çocukluğunu, ailesini,
yaşadıklarını ve babasının ölümüyle değişen hayatını ayakları üzerinde durma çabalarını okuyabileceğiniz sıcacık güzel bir kitap.
Kitabımız iki ayrı hikayeden oluşuyor. İlk hikayeyi okurken kendimi bir korku romanının içinde bulduysam da ikincisinde kocaman bir kurgunun içinde buldum kendimi. Çok zengin olan bir adam ölümce tüm mal varlığını akrabalarına bırakmıştır. Akrabalar da mirası dinleyip paylarını almak için ölen kişinin malikanesinde toplanırlar. Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir...
Şövalyelik bol miktarda hayal gücüyle birleşince değirmeni koca bir dev sanan Don Kişot çıkıyor ortaya. Çocukluğumuzdan damağımızda bıraktığı tadı hatırlamak isteyenler yine yüzlerinde tebessümle okuyabilirler.
Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir... Zweig, bu kitabında, aile içi ihaneti güzel bir ders vererek anlatmış.
Bir tren kompartmanındaki yolcular arasında geçen kadın erkek birlikteliğini kendi öz düşüncelerini de ekleyerek bizlere aktarmış Tolstoy. Bu kitabı okuduğumda da gördüm ki; kadın her yerde kadın...