Serenad'ın hikayesi hem geçmişin acılarına dokunan hem de günümüz insanının yalnızlığına değinen bir yapıda. Sanki tarih, aşk ve özlem bir araya gelmiş, üstüne bir de hüzünlü bir keman sesi eklenmiş gibi.
Ana karakter Maya, sıradan bir hayatın içinde sıkışmış bir kadın. İş-ev döngüsü, sorunlu evlilik, hayata tutunmaya çalışan bir çocuk… Ama işin rengi, Profesör Maximilian Wagner'in ortaya çıkmasıyla değişiyor. Adam hem gizemli hem de içinde fırtınalar koparan bir geçmiş taşıyor. Maya da ister istemez o geçmişin içine kendini çekiyor.
Hikâyede beni en çok etkileyen şey, realist anlatımın içinde büyük dramlar. Kitabı okurken “biz tarih derslerinde bunları neden görmedik ” diyorsun. II. Dünya Savaşı'nın gölgesinde kalmış aşk, acı, sürgün, soykırım...
Maya ile Profesör arasındaki ilişki bir aşk değil; daha çok saygı, merak ve içsel yakınlık. Profesör’ün ilk aşkı ise başka bir seviye.. 350. Sayfalardan sonra o kısma geldiğinde boğazın düğümleniyor.
Bittiğinde şunu hissediyorsun: “Bazı insanlar hayatımıza kısa uğrar ama izleri hiçbir zaman silinmez.”
Keyif alarak okuduğum bu kitapta bunları yazarken arka planda serenad çalıyor. İyi okumalar
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,7bin okunma
Onlar daima geriye, karanlık zamanlara bakarlar. Fakat o zaman kuruntu ve iman başka bir şeydi. Aklın çılgınlıkları tanrı benzerliğiydi ve şüphe günahtı.