Serenad'ın hikayesi hem geçmişin acılarına dokunan hem de günümüz insanının yalnızlığına değinen bir yapıda. Sanki tarih, aşk ve özlem bir araya gelmiş, üstüne bir de hüzünlü bir keman sesi eklenmiş gibi.
Ana karakter Maya, sıradan bir hayatın içinde sıkışmış bir kadın. İş-ev döngüsü, sorunlu evlilik, hayata tutunmaya çalışan bir çocuk… Ama işin rengi, Profesör Maximilian Wagner'in ortaya çıkmasıyla değişiyor. Adam hem gizemli hem de içinde fırtınalar koparan bir geçmiş taşıyor. Maya da ister istemez o geçmişin içine kendini çekiyor.
Hikâyede beni en çok etkileyen şey, realist anlatımın içinde büyük dramlar. Kitabı okurken “biz tarih derslerinde bunları neden görmedik ” diyorsun. II. Dünya Savaşı'nın gölgesinde kalmış aşk, acı, sürgün, soykırım...
Maya ile Profesör arasındaki ilişki bir aşk değil; daha çok saygı, merak ve içsel yakınlık. Profesör’ün ilk aşkı ise başka bir seviye.. 350. Sayfalardan sonra o kısma geldiğinde boğazın düğümleniyor.
Bittiğinde şunu hissediyorsun: “Bazı insanlar hayatımıza kısa uğrar ama izleri hiçbir zaman silinmez.”
Keyif alarak okuduğum bu kitapta bunları yazarken arka planda serenad çalıyor. İyi okumalar
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164bin okunma
Mustafa Kemal'in düşünceleri hakkında göz açıcı bir bakış sunan ve başyapıt yolunda ilerleyen bir kitap. Sosyal medyadan takip ettiğim yazarının ustaca kaleme aldığı bu kitap, Meşrutiyet ve Mondros dönemleri arasını derinlemesine inceliyor. Mustafa Kemal'i daha iyi tanımak isteyen herkesin okuması lazım. Şimdiye kadar okuduğum tarih kitapları arasında en etkileyici kitaplardan biri. Yazarın ikinci kitabı da büyük ihtimal Mondros ve Büyük Taarruz arasında geçecek. En yakın zamanda sipariş edeceğim.
Bu kitabı okuyunca aslında son büyük mücadelemizin kurtuluş savaşı olmadığını ve kurtuluş savaşında olduğu gibi çok büyük kahramanlık ve fedakarlıkların yapıldığını gösteren bir kitap. Kesinlikle okuyun..
Ayşe kulin'in "Kanadı Kırık Kuşlar" kitabının devamı niteliğinde. Onu okumazsanız bu kitaptan bir şey anlamazsınız. Esra'yı konu alan bir kitap. Bu kitabın devamı da yazarın "Son" adlı romanı.
Okuduğum etkileyici romanlardan bir tanesiydi. Bana her gün etrafta veya çevremizde gördüğümüz bir hiç gibi baktığımız ve küçümsediğimiz insanları sadece dış görünüş ve davranışlarıyla yargıladığımızı onların içinde ne yaşadıklarını görmediğimizi farkettirdi. Ayrıca sonlarda önyargı ve peşin kararların insanın yıllarını nasıl heba edebilecek bir korkunçlukta olduğunu gösterdi.
Raif'in Almanya'da tanıştığı kadının, içi tamamen bir boşluk ve bunu bir türlü doldurmuyor. Doldurduğunu anladığı anda ise Raif'in babasının öldüğünden dolayı ayrı kalıyorlar. Raif memlekete dönüyor ve akrabaları dalavere ile mallarına el koyduklarını anlayınca ona kalan kör zeytinlikler ile geçinmeye çalışarak zor zamanlar geçiriyor. Bu arada Maria ile sürekli mektuplaşıyorlar ve birleşme hevesi içinde oluyorlar. Bir süre sonra Maria'dan mesaj gelmemeye başlıyor ve onun başka erkeklerle olacağını düşünüyor. Bu andan itibaren Raif'in içi de TAMAMEN BOŞLUK oluyor. Evlenip çocukları olmasına rağmen hiç bir zaman o boşluk dolmuyor. Dünyadan, insanlardan kendini soyutluyor. Bu yüzden İnsanlar onu hep aşağılayıp dalga geçiyorlar ve sürekli iş yaptırıyorlar. Fakat 10 yıl sonra öğrendiği bir bilgi Raif'in tahmin edilemez bir pişmalığa girmesine sebep oluyor. Onu da okuduğunuzda anlarsınız. Keyifli okumalar.