Çılgın Türkler - Kıbrıs

8,9/10  (35 Oy) · 
74 okunma  · 
35 beğeni  · 
949 gösterim
Türk kalmak için verilen 100 yıllık şaşırtıcı, dehşet verici mücadele.

T. Özakmanın Diriliş, Şu Çılgın Türkler ve Cumhuriyet-Türk Mucizesi eserlerinden oluşan Türkiye Üçlemesi, toplam 623 baskı yapmıştır.

Yazar bu kez yine yakın tarihimizin büyük konularından biri olan Kıbrıs sorununu yazdı. Kıbrısın fethinden günümüze kadarki çarpıcı olayları, direniş destanlarını, Kıbrısın yüz yıllık Milli Mücadelesini ve Barış Harekâtını bir bütün olarak yine belge-roman tarzında işledi. Çılgın Türkler-Kıbrısın da üçlemenin gördüğü benzersiz ilgiyi göreceğine inanıyoruz.
Okumaya başlayınca hak vereceksiniz.

Çılgın Türkler-Kıbrıstan birkaç parça:


*Donanma Kıbrısın batısından geçerek Adanın güneyindeki Larnaka (Tuzla) körfezinde demir attı. 170 kadırga, 30 kalyon ve çeşitli 160 gemi, toplam 360 gemi denizi kapladı, direklerden ufuk görünmez oldu. (1570)

*Konaktan Baf kapısındaki kışlaya gidildi. Türk bayrağı törenle indirilerek yerine İngiliz bayrağı çekildi. Bu törende protokol gereği birkaç Türk yönetici bulundu. Hepsinin gözleri doldu. Bu bayrak bu göndere elli bin şehit, binlerce gazi pahasına çekilmişti. Bu acı işlem her şehirde ve ilçede yapılacak, ay yıldız Kıbrıstan silinecekti. İndirilen bayrakları alan Türkler özenle katlayıp sakladılar. Bir gün hepsi gerekli olacaktı. Çünkü Türkün bir gün geri geleceğine inanıyorlardı.(1878)

*Rumlar kapıyı tekmeleyip banyoya daldılar. Küvetin içindeki anneyi ve üç çocuğu görmüşlerdi. Türk subayının eşi ve çocukları bunlardı işte! Görerek, nara ata ata otuz üç el ateş ettiler. Dördü de öldü. Çocukların kanları, beyin parçaları, saçları tavana sıçrayıp yapıştı. (24 Aralık 1963)

*Paraşütçüler Kıbrıs toprağına rahmet gibi yağıyorlardı. Kıbrıslı Türklerin kimi sevinçten ağlıyor, kimi şükür secdesine kapanıyor, kimi avaz avaz bağırıyordu. Denktaşın gözyaşları ip gibi yüzüne akıyordu. Acı, zulüm, ölüm, horlanma, eziyet, baskı ile dolu karanlık, kanlı yıllar sona ermişti. Bir Kıbrıs Türkü, bütün Rumlara işittirmek ümidiyle sesi çıktığı kadar bağırıyordu:

"Türkler gelirse işte böyle gelir!" (20 Temmuz 1974)

Kıbrıs Türkünün, varlığını, kimliğini, onurunu, yaşama hakkını savunmak uğruna verdiği mücadele insanlık tarihinin yüz akıdır. Bu yüzden bu kitabın hedef kitlesi "insan"dır.
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2012
  • Sayfa Sayısı:
    464
  • ISBN:
    9789752204225
  • Yayınevi:
    Bilgi Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Hakan Kocaman 
05 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Yavru Vatanımız Kıbrıs'ın varoluş mücadelesini romansı anlatımıyla, sıklıkla kaynak göstererek kaleme alan rahmetli Turgut ÖZAKMAN'a teşekkürler. Eğitim hayatı boyunca yakın geçmişimine dair çok fazla bir bilgi edinemeyen 1980 sonrasında doğan bireyler için mutlaka okunması gereken bir eser.

Semiha E. 
04 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yazarın yakın tarihimizi anlattığı mükemmel bir kitap. Söylenecek çok fazla bir şey yok. Kesinlikle okuyun, eğer imkanınız varsa sonrada KKTC gezisi yapın. Yapın ki kitapta anlatılanları daha iyi sindirip beyninizin bir köşesine kazıyın.

Cafer Yaşar Karabulut 
 13 May 21:31 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

Türk'ün bağımsızlık savaşlarının acı ve ibret dolu yaşanmışlıklarından biri de yakın geçmişte Kıbrıs'ta görüldü. Türk Milleti, verdiği mücadelelerdeki sabrı, kahramanlıkları, azmi ile yine tarihe önemli not düşürdü. Turgut Özakman'ın yakın tarihimizi gelecek nesillere doğru bir şekilde aktardığı birçok kitabında olduğu gibi yine haklı davalarımızı araştırıp yazarken büyük emek sarfetmiş. Turgut Özakman, kitabında milli mücadele veren bütün kahramanları saygı ile andığı gibi biz yeni nesil de aynı duygular ile Turgut Özakman'ı anıyoruz.

Demir Fesar 
17 Kas 2015 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

özellikle şuanda KKTC de tek Kıbrıs hayalleri kuran hayalperestlerin ve Türkiye hakkında ileri geri konuşan bazı kıbrıslıların dikkatle okuması gereken bir kitap. Her şey tüm açıklığıyla anlatılmış...Gerçekleri görmek istiyorsanız bu kitabı okuyun derim..

Kitaptan 8 Alıntı

Onur Özkan 
02 Mar 12:53 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Zafer
- Gösteri yapan Türk öncüleri İngiliz Valisinin huzuruna çıkardılar.
Vali kızmıştı: “M. Kemal Paşa savaş kazanıyor.
Türkler Türkiye’de bunu kutluyorlardır.
Ama size ne? Size ne oluyor?
Onun zaferini niye kutluyorsunuz?”


Sorunun aptallığı Türkleri şaşırttı. Biri bir adım ileri çıktı:

“Sayın Vali, biz de Türküz, Türkiye’nin kopmaz bir parçasıyız.
Hiçbir şey bizi, duygularımızı ve anavatana bağlılığımızı
değiştirmeyi başaramaz.”

Vali yutkundu. Demek ki kırk dört yıldır aldıkları sıkı önlemler
Türklerin milli duygularını öldürmeye yetmemiş, aşındıramamıştı bile.
Üstelik bu gençler İngiliz yönetiminde doğmuş ve yetişmişlerdi.
Bütün mazlum milletler de bayram ediyordu. Birçok mucize ardarda
gerçekleşmiş ve Türkiye yeniden var olmuştu.
Saklanan bayraklar yetmedi. Kadınlar yeni bayraklar diktiler.
Kıbrıs kırmızı-beyaz oldu. Camiler dolup dolup boşaldı.

İngilizler bayrakları toplattılar. Suratları asılmış, neşeleri kaçmıştı.
Çünkü bütün olayların, yayılmaların, haksız heveslerin ve dökülen
kanların arkasında onlar vardı. Asıl yenilen emperyalist İngiltere’ydi.

Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi)Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi)
Onur Özkan 
02 Mar 12:49 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Parola: "Anıt-Kabir"
- 24 Mart 1959 akşamı Elmas motoru yeniden yola çıktı.
15 ton silah ve cephane taşıyordu:
100 tabanca, 200 sten, 30 bren, 154 piyade tüfeği, 250 el bombası
ve çok sayıda çeşitli mermi. Bu sefere Binbaşı Tansu da katılmıştı.
Kıyıya 15 mil kalınca durdular, İngiliz devriye gemisinin geçmesini beklediler.
Geçince ilerlediler. Silahların boşaltılacağı yer olarak Girne’nin doğusunda
bir nokta (Ozanköy) bildirilmişti. Işıkla işaretleşildi.
Motoru rölantiye alarak o noktaya yanaştılar.
Mücahitler karanlığa sığınmış, sessizce bekliyorlardı.
Biri seslendi:

“Parola?”

“Anıt-kabir!”

“Hoş geldiniz.”

Kumsala baştan kara ettiler. Kucaklaştılar.
Mücahitler 15 ton silah ve cephaneyi, hiç konuşmadan, 30-40 dakikada
boşalttılar. Silahlar yine mumlanmış ve muşambalara sarılmıştı.
Silahlar mumlanmış değilse, mücahitler mumlu bezler hazırlayıp silahları
bu bezlere sarıyor, toprağa öyle gömüyorlardı. Elmas hiç vakit geçirmeden
Kıbrıs sularından ayrıldı. 17 Ekime kadar, on-on beş günde bir
Kıbrıs’a birçok silah ve mermi taşıyacak, hava elverişli olduğu zamanlar
Erenköylü gençler de küçük kayıklarıyla silah getirmeyi sürdüreceklerdi.
(1959)

Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi - Elmas’ın silahları)Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi - Elmas’ın silahları)
Onur Özkan 
02 Mar 13:03 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

72 Helikopter
Dünyada 72 helikopterin katıldığı ilk harekâttı bu.
Türk ordusu bazı önemli ilklere imzasını atıyordu.
Art arda havalandılar. Saat 07.15’ti.

Uçuş savaş uçaklarının koruması altında 45 dakika sürecekti.
Kıbrıs’a yaklaşırken Türk tarihinde hiç eşi olmayan bir görünüm oluştu.
Denizde 43 gemiden oluşan konvoy vardı.
Onun üzerinden 72 helikopter geçiyordu.
Helikopterlerin üzerinde 3 koruyucu jet uçuyordu.
Karşıdan, paraşütçüleri atıp V düzeninde geri dönen 36 büyük uçak göründü.
Bu görkem birçoklarının gözlerini yaşarttı.
Bütün Türk tarihi boyunca ordu hiç bu kadar güçlü olmamıştı.

Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi - 72 helikopterli ilk harekat)Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi - 72 helikopterli ilk harekat)
Onur Özkan 
 02 Mar 12:16 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Çılgın Türkler: Kıbrıs - Turgut Özakman
Ankara Radyosunda Söz Yayınları Şefiydim.
1963 yılı Aralık ayında Kıbrıs’ta Noel kıyımı diye bilinen acı olay oldu.
Türkiye’de kıyamet koptu. Basın Yayın Genel Müdürlüğü Kıbrıs’a
gönderilmek üzere bir muhabir istemiş. Hemen gönüllü oldum. Uygun görüldü. Olaydan 15 gün kadar sonra, radyo muhabiri olarak, Basın-Yayın Genel Müdürlüğünden bir kameraman (Hüseyin) ve bir fotoğrafçı (Celal) ile
Lefkoşa’ya askeri bir uçakla uçtuk. Uçakta un çuvalları ve ilaç sandıkları vardı.
Lefkoşa havaalanında silahlı İngilizler denetim kurmaya çalışıyorlardı.

Basın Ataşesi Selahattin Sonat karşıladı bizi.

Rauf Denktaş New York’a gitmiş.
Dr. Fazıl Küçük haklı olarak çok üzgün, kızgındı.
Arabasının önündeki Kıbrıs Cumhuriyetini temsil eden armayı söktürdü.

Lefkoşa’ya birçok Türk gazeteci gelmişti. Larnaka girişindeki
Rum karakolunda çekilen büyük resimde bir kısmı görünüyor.

Açılışı yapılmamış, odaları daha döşenmemiş olan Saray Otelinde kaldık.
Bir büyük odada yere üç şilte serdiler. Birer battaniye verdiler.
Yemek sorun oldu. Bir iki gün sonra Selahattin Sonat aynı sorunu
yaşayan gazetecilerle birlikte hepimizi eve götürmeye başladı.
Eşi yirmi kişiyi günlerce güler yüzle öğle ve akşam doyurdu.

Bize Lefkoşa’yı genellikle Sonat gezdirdi. O günden kalma iki resim bulunuyor.
İkisine de yer verdim. Duvarları bazukayla delik deşik edilmiş
Çetinkaya Spor Kulübü binasını, yanmış, yıkılmış Türk evlerini gördük.
Kumsal’da Binbaşı Nihat İlhan’ın üç çocuğu ile eşi, saklanmak için girdikleri
banyo küvetinde Rum çeteciler tarafından öldürülmüştü.
O evi, o banyoyu gördük. Çocukların kanları daha tavandaydı.
Duvarlarda kurşun izleri vardı. Ortanca çocuğun küçük ayakkabıları
küvetin dibinde duruyordu. Biz de ağladık, bizi gezdiren Basın Ataşeliği
görevlisi de. Alay Komutanı ile görüştüm. Bazı bilgiler verdi.
Bunları metinde açıkladım. Dr. Fazıl Küçük’ten bir demeç aldım.

Her akşam telefonla Kıbrıs’tan haberler yazdırdım. Akşamları haber
bülteninde yayımlandı. Lefkoşalılarla konuştum.
Türk Mukavemet Teşkilatını o zaman öğrendim.
Ama yöneticileri ile konuşmak mümkün olmadı.
Bilinmek ve konuşmak istemediler. Bir haber geldi.
Larnaka’da ekmek kalmamış. Açlık başlamış. Larnaka’ya bir kamyon
dolusu ekmek yollandı. Birlikte gittik. Yolda silahlı bir Rum durdurdu.
Yola devam etmemize izin vermedi. Israr edince bir yere telefon etmek
gereğini duydu. Silahını 12 yaşındaki bir çocuğa verdi.
Sonat, “Hiç kımıldamayın, çocuk heyecanlanıp ateş edecek gibi” dedi.
Hiç kımıldamadık. Adam içerden çıktı, gidebilirsiniz diye işaret etti.
Larnaka’ya girmeden bu kez de Rum polisler büyük bir karakolun
önünde durdurdular. Nedenini sonra anladık.
Bütün ekmekleri dörde bölüp içinde mermi vb. aramışlar.
Karakol Komutanı bize karakolun avlusunda kahve ikram etti.
Çok sakin, nazik bir insandı. Meğer bu çevredeki kıyımları o yönetmiş.

Çocukluğumda benim en iyi arkadaşım Bakırköy’de bir Rumdu.
Bütün Rumlarla komşuluk ilişkileri içinde, dostça yaşanırdı.
Bayramlar karşılıklı kutlanırdı. İşgal döneminde Türkleri rahatsız eden
Rumlar Büyük Zafer’den sonra İstanbul’dan ayrılmışlardır.
Kalanlar bizim Rumlarımızdı. Hepsini severdik.
Ama Kıbrıs Rumlarının söylemleri ve yaptıkları beni korkuttu.
Şaşırtıcı farklı bir toplum. Bunların bizim Rumlarımızla bir ilgisi yok.
En nazik ve bilgilileri Kleridis, o da Eokacı, terör yöneticisi.

Kıbrıslıların milli mücadelesi yüz yıl sürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti ile
ilişkileri, İngilizlere ve Rumlara direnişleri, Türk Mukavemet Teşkilatının
kurulması, mücahitler, Zürih ve Londra Andlaşmaları önemli aşamalardır.
1964, 1967 çıkarma girişimleri kilometre taşlarıdır.
Johnson mektubu bir dönüm noktasıdır. 1974 Barış Harekâtı her açıdan
büyük, ilginç bir olaydır. Uzun mücadelenin, direnişlerin ve çıkarmanın
unutulmaz sahneleri, kahramanları, ders alınacak özellikleri vardır.
Bu gerçekleri ve vatanlarını ve görevlerini çılgınca seven insanları,
Kıbrıs Türkleri de, biz de iyi bilmeliyiz. Ta içinden bilmeliyiz.
Bilmemek olmaz. Okuyunca bana hak vereceksiniz.

Kıbrıs Milli Mücadelesini bir bütün olarak anlatmayı görev bildim.
Bu görevi yer yer içim titreyerek, gözlerim dola dola, heyecanla,
özenle, gerçeklikten hiç sapmadan yerine getirmeye çalıştım.

Kolay okumanız için genel olarak kaynaklara gönderme yapmadım.
Esas olarak kaynakçadaki eserlerden yararlandım.
Yalnız bazı önemli bilgilerin kaynakları için sayfa altlarına dipnot verdim.
Bazı gerekli bilgileri de yine dipnotlarda belirttim.

Saygılarımla.

Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi - Önsöz)Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi - Önsöz)
Onur Özkan 
02 Mar 12:45 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Parola: "39 lira borç var"
- Vehbi ve arkadaşları gözden kaybolup epey sonra güneş batarken
Anamur Kalesi’ne geri döndüler. Kendilerine böyle talimat verilmişti.
10 makineli tabanca (sten) ile 20 tabanca ve iki sandık mermi kayığa yüklendi.
“Bu silahlar sizin değil, örgütün. Erenköy’e gidince bunları gözden uzakta,
güvenli bir yerde toprağa gömün. Parola ‘39 lira borç var’.
Bu parola ile gelen kişiye silahları topraktan çıkarıp teslim edeceksiniz.”

Sarıldı: “Haydi çocuklar selametle.”

Hava kararırken Anamur’dan ayrıldılar.
Zahmetli bir yolculuktan sonra, gün ağarmadan Erenköy’e ulaştılar.
Silahları köyün dışında sessizce toprağa gömdüler. (1958)

Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi)Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi)
Onur Özkan 
02 Mar 13:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

33 kurşun
Sesler daha da yakından gelince, Mürüvvet Hanım eşinin tavsiyesine
uyarak üç çocuğunu alıp güvenli diye banyonun küvetine girdi, uzandı,
çocuklarını kollarının arasına aldı. Sımsıkı sarıldı.
Altı aylık Hakan iki kardeşinin arasındaydı.
Rumlar kapıyı tekmeleyip banyoya daldılar. İnleyen yaralılara,
ağlayan Işıl’a bakmadılar bile. Küvetin içindeki anneyi ve
çocukları görmüşlerdi. Türk subayının eşi ve çocukları bunlardı işte!
Görerek, nara ata ata otuz üç el ateş ettiler. Dördü de öldü.
Çocukların kanları, beyin parçaları, saçları tavana sıçrayıp yapıştı.
Eserlerini şeytanı bile utandıracak bir keyifle izlediler.
Sonra evden çıktılar. Tutsak aldıkları Kumsallılarla birlikte dönüşe geçtiler.
(24 Aralık 1963)

Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi)Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi)
Onur Özkan 
02 Mar 12:01 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kıbrıs
Donanma Kıbrıs'ın batısından geçerek Ada'nın güneyindeki
Larnaka (Tuzla) körfezinde demir attı. 170 kadırga, 30 kalyon
ve çeşitli 160 gemi, toplam 360 gemi denizi kapladı,
direklerden ufuk görünmez oldu.
(1570)

Konaktan Baf kapısındaki kışlaya gidildi.
Türk bayrağı törenle indirilerek yerine İngiliz bayrağı çekildi.
Bu törende protokol gereği birkaç Türk yönetici bulundu.
Hepsinin gözleri doldu. Bu bayrak bu göndere elli bin şehit,
binlerce gazi pahasına çekilmişti. Bu acı işlem her şehirde ve
ilçede yapılacak, ay yıldız Kıbrıs'tan silinecekti.
İndirilen bayrakları alan Türkler özenle katlayıp sakladılar.
Bir gün hepsi gerekli olacaktı.
Çünkü Türkün bir gün geri geleceğine inanıyorlardı.
(1878)

Rumlar kapıyı tekmeleyip banyoya daldılar.
Küvetin içindeki anneyi ve üç çocuğu görmüşlerdi.
Türk subayının eşi ve çocukları bunlardı işte!
Görerek, nara ata ata otuz üç el ateş ettiler. Dördü de öldü.
Çocukların kanları, beyin parçaları, saçları tavana sıçrayıp yapıştı.
(24 Aralık 1963)

Paraşütçüler Kıbrıs toprağına rahmet gibi yağıyorlardı.
Kıbrıslı Türklerin kimi sevinçten ağlıyor, kimi şükür secdesine kapanıyor,
kimi avaz avaz bağırıyordu. Denktaş'ın gözyaşları ip gibi yüzüne akıyordu.
Acı, zulüm, ölüm, horlanma, eziyet, baskı ile dolu karanlık, kanlı yıllar sona ermişti.
Bir Kıbrıs Türkü, bütün Rumlara işittirmek ümidiyle sesi çıktığı kadar bağırıyordu:

"Türkler gelirse işte böyle gelir!"
(20 Temmuz 1974)

Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi)Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi)
Onur Özkan 
02 Mar 12:41 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kıbrıs’ın Fethi
OSMANLI yönetimi II. Selim’in emriyle Kıbrıs’ı almaya karar verdi.

Kıbrıs yüzyıllar içinde elden ele geçerek sonunda Venediklilerin
egemenliğine girmişti. Doğu Akdeniz’in ortasındaki bu ada Osmanlı için
büyük önem taşıyordu. Çok stratejik bir konumu vardı.
Anadolu’ya 75 km. uzaktı sadece. Ayrıca Kıbrıs limanlarında ikmal yapan
korsan gemileri Osmanlı yolcu ve ticaret gemilerine büyük zarar veriyorlardı.

Hazırlıklar sona ermişti.

Murat Reis komutasındaki birinci filo (25 kadırga) 1570 yılının Mart ayı
ortasında İstanbul’dan ayrıldı. Boğaz’ın iki yakasına yığılan halkı
top atışlarıyla selamladı. İkinci filo Vezir Piyale Paşa komutasındaydı.
65 kadırga, 30 kalyondan oluşuyordu.
17 Nisan 1570 günü törenle İstanbul’dan uğurlandı.

Üçüncü filo donanmanın büyük kısmıydı.
Kaptan-ı Derya Ali Paşa’nın komutasındaydı.
Kıbrıs seferinin Başkomutanı Lala Mustafa Paşa’nın gemisi de donanma
içinde yer alıyordu. Beşiktaş’ta Padişahın da katıldığı büyük, görkemli bir
uğurlama töreni yapıldı. 80 kadırga ve 160 çeşitli gemiden kurulu donanma
Padişahı ve halkı selamlayarak yola çıktı. Halk bağırıyordu:

“Gazanız mübarek olsun!”

Gelibolu’da Rumeli’nden gelen askerleri alarak yola devam etti.
Anadolu askerleri Akdeniz kıyısında Finike’de toplanacaklardı.

Üç filo Haziran ayı başında Rodos çevresinde birleşti.
Donanma Finike’ye gelerek burada toplanan
Anadolu askerleri ile su ve yiyecek aldı.

Venedikliler Osmanlının Ada’ya sefer yapmak niyetinde olduğunu
öğrendikleri zaman çok telaşlanmalardı. Lefkoşa’nın eski kalesi
onarılamayacak kadar yıkıktı. Lefkoşa’da 5 km. çevreli, üç demir kapısı
olan 11 burçlu bir iç kale inşa etmişler, bunun için birçok
Ortodoks kilisesini yıkarak taşlarından yararlanmışlardı.
Surların yüksekliği 12 metre, kalınlıkları 5,5 metreydi.
İç kalenin çevresinde su dolu derin hendekler yapılmıştı.
Magosa kalesi de elden geçirilip güçlendirilmişti.
İkisi de düşürülmesi çok zor kalelerdi.

Kıbrıs’a kuzey kıyılarından çıkmak imkânsızdı.
Beşparmak dağları bir sur gibi bütün kuzey kıyısı
boyunca uzanıyor, güneye pek az geçit veriyordu.

Donanma Kıbrıs’ın batısından geçerek Adanın güneyindeki Larnaka (Tuzla)
körfezinde demir attı. 170 kadırga, 30 kalyon ve çeşitli 160 gemi,
toplam 360 gemi denizi kapladı, direklerden ufuk görünmez oldu.

KAN dökülmemesi için Venediklilere teslim olmaları önerildi.
Venedikliler korkmuşlardı ama Venedik, Papalık ve İspanyol karma
donanmasının yetişeceğine güveniyorlardı, öneriyi reddettiler.

Asker gemilerden karaya çıktı. Bu arada iki filo Anadolu ve
Suriye kıyılarında bekleyen yeni birlikleri de alıp getirdi.

23 Temmuz günü, ordu Lefkoşa’ya hareket etti.

Kıbrıs’ta üç bin yıldan beri birbirine karışmış melez bir halk vardı.
¹) Kıbrıs’a gelen Aziz Paulus halka Hıristiyanlığı yaymaya çalışmıştı.
Daha sonra Bizans yönetimi halkın çoğuna kılıç zoruyla Hıristiyanlığın
Ortodoks mezhebini ve Bizans Rumcasını kabul ettirmişti.
Ortodoks halk, yüzyıllar içinde, dilin de etkisiyle kendisini Rum olarak
görmeye başladı. Kıbrıs’a egemen olan Katolik Venedikliler
Ortodoks kilisesini kapatacak, kilisenin mallarına el koyacaktı.
Limanlarda İtalyan kolonileri oluşmuştu.

Yol üzerindeki köyler acımasız, sert, sömürücü Venedik yönetiminden
kurtaracağı için Türk ordusunu sevinçle karşılıyordu.

Ordu 27 Temmuzda Lefkoşa önüne vardı. Lefkoşa kalesinin
asma köprülü demir kapıları kapatılmış, asma köprüler kaldırılmıştı.

Ordu savaş düzeni aldı. Ağustosun birinci haftası sonunda taarruza geçti.
Asker çok coşkuluydu. 9 Eylül günü Lefkoşa düştü.
Bu arada Girne ve Baf savaşsız teslim olmuşlardı.
Magosa dışında Kıbrıs’ta Osmanlı yönetimi kuruldu.

Ordu geri döndü, 16 Eylülde Magosa önüne geldi.
Teslim çağrısını Magosa yönetimi de, yardımın yetişeceğine güvenerek
kabul etmedi. Osmanlı ordusu Magosa karşısında kışlık ordugâha geçti.

Baharla birlikte hazırlıklar hızlandırıldı. 21 Haziranda ordu taarruza kalktı.
Taarruz top atışlarıyla başladı. 1 Ağustos günü burçlarda
beyaz bayraklar yükseldi. Kapılar açıldı. Magosa da teslim oldu.

Savaşlar çok kanlı geçmiş, Kıbrıs’ın fethi için 50.000 şehit verilmişti.

KIBRIS BEYLERBEYLİĞİ kuruldu. Nüfus ve köy sayımı gerçekleştirildi.
Padişah bir ferman ile Beylerbeyine yerli halka adil davranılmasını,
iyi bakılmasını emretti:

“Yerli halk bize Allah’ın emanetidir. Onları daima koruyacak,
onlara kimsenin zulmetmesine müsaade etmeyeceksiniz.”

Ortodoks kilisesi açıldı, özerkliği tanındı ve yardım toplama yetkisi verildi.
Feodalite sona erdirildi. Toprak köleliği kaldırıldı. Sömürü bitti.
Limanlar korsan gemilerinden temizlendi. Yargı ve güvenlik örgütleri kuruldu.
Venedik ve Fransız aristokratlarının toprakları da topraksız köylülere dağıtılacaktı.

Kıbrıs’ta kalan askeri birliklere ek olarak, Anadolu’dan çiftçi ve zanaatçı
Türkler getirilerek Kıbrıs’a yerleştirildi. Sapan, alet ve hayvanlarıyla taşındılar.
Göçmen getirilen il ve sancaklar şunlardı.

Karaman, Sivas, Maraş, Tokat, Amasya, İçel, Yozgat, Aydın,
Alanya, Teke, Manavgat, Beyşehir, Akşehir, Seydişehir,
Niğde, Ürgüp, Darende, Akdağ, Sis ve Tarsus.


¹) Fenikeliler, Mısırlılar, Hititliler, Asuriler, Persler, Makedonlar, Romalılar,
Araplar. BizanslIlar, Haçlılar, Memlükler, Cenevizliler, son olarak Venedikliler.

Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi / Birinci Bölüm 1570–1923)Çılgın Türkler - Kıbrıs, Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi / Birinci Bölüm 1570–1923)