Zehra hakkında konuşacak olursam, bence roman biraz yavaş başlıyor. İlk bölümler biraz ağır ilerliyor ve insanı bazen sıkabiliyor ama yine de sabredince hikâye kendini okutuyor. Sonlara doğru ise bir anda hızlanıyor ve inanılmaz trajik bir şekilde bitiyor, bu da gerçekten etkileyici.
Kitap zaten baştan sona entrika, yasak aşk ve pişmanlıklarla dolu. Karakterlerin yaşadıkları duygular özellikle dikkat çekiyor. Türk edebiyatında ilk psikolojik romanlardan biri olarak kabul edilmesi de kitabı önemli yapıyor.
Genel olarak bakınca aslında bir günde bile okunabilecek kadar akıcı ama özellikle başlangıç kısmı biraz daha hızlı olabilirmiş. Yine de ben beğendim, çünkü sonu ve verdiği duygular kitabı unutulmaz yapıyor. Zehra
On Kişiydiler’i bitirdim ve gerçekten ne diyeceğimi tam olarak bilemiyorum… İnanılmazdı. Kitabı kapattığım an garip bir boşluk ve aynı anda yoğun bir hayranlık hissettim. Sadece bir polisiye demek haksızlık olur; kesinlikle güçlü bir gerilim romanı. Çünkü olaylar ilerledikçe insanın içini sıkıştıran, sürekli tetikte tutan bir atmosfer var.
En etkileyici kısmı ise şu: Asla ama asla katili tahmin edemiyorsunuz. Hatta en son şüpheleneceğim kişinin böyle bir planın arkasından çıkması resmen kanımı dondurdu. Kurulan plan, cinayetlerin sıralanışı ve her şeyin birbirine bu kadar kusursuz bağlanması gerçekten hayranlık uyandırıcıydı.
Dizi uyarlamasına gelirsek, onu da beğendim. Ortamı ve gerilimi genel olarak iyi yansıtmışlardı. Ama benim kafamda canlanan ada çok daha egzotik ve tropikal bir yerdi. Dizide ise daha ıssız, kayalık ve soğuk bir ada vardı. Aslında bu da hikâyeye uyuyor ama kapaktaki görselle biraz farklı bir beklenti oluşmuştu bende.
Genel olarak bayıldım diyebilirim. Bence herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Hatta bitirdikten sonra bir süre oturup her şeyi sorgulamak, olayları tekrar düşünmek kaçınılmaz oluyor. Gerçekten unutulmayacak bir deneyimdi. On Kişiydiler