Seni bilmem, fakat ben maddelerin fevkinde bir manevi bağa, insanları birbirine yaklaştıran bir hisse inanıyorum. Düşün, dünyada birbirini severek, birbirine yakın olmak hisleri de olmasa yaşamanın manası kalır mı?
Gerçekten de bembeyazdı prensin yüzü.
Yuvarlak masanın bir yanında oturuyordu. Aynı
anda sanki hem çok korkuyor, hem de arada bir
kendisinin de bilemediği, ruhunu saran bir
heyecana kapılıyordu. Ah, o gayet iyi tanıdığı
simsiyah gözlerin sürekli ona baktığı köşeye
bakmaktan nasıl korkuyordu! Aynı anda,
Aglaya’nın ona yazdığı o mektuptan sonra
tekrar burada, bu ailenin arasında olmaktan, o
tanıdık sesi tekrar duyacak olmaktan ne kadar
mutluydu! “Tanrım, şimdi bir şey söyleyecek!”
Ailevi geçmişi karanlık
olan General İvan Fyodoroviç bile her yerde
kesinlikle saygıyla karşılanıyordu. Bu saygıyı
hak etmesinin birinci nedeni varlıklı, “önde
gelen zenginlerden” biri olmasıydı; ikinci nedeni
ise, kafası pek çalışmasa da dürüst olması...
Aslında kalın kafalılık her işadamı için olmasa
bile, en azından para sahibi olmayı ciddi olarak
düşünen herkes için zorunlu bir özelliktir.
Mucitlere, dâhilere kendi alanlarında
çalışmalarının başlangıcında (çoğu zaman
sonunda da) toplum içinde aptal gözüyle bakılır.
Son derece olağan, alışılmış bir durumdur bu.
Bizde hep, uygulayıcı insanlarımızın
olmadığından yakınılır. Sözgelimi
politikacılarımızın, generallerimizin, her
çeşidinden yöneticimizin istemediğimiz kadar
çok olduğunu, ama uygulayıcı, pratik
insanımızın olmadığını söylerler. En azından
herkes yakınır durur.