Seni bilmem, fakat ben maddelerin fevkinde bir manevi bağa, insanları birbirine yaklaştıran bir hisse inanıyorum. Düşün, dünyada birbirini severek, birbirine yakın olmak hisleri de olmasa yaşamanın manası kalır mı?
Türkiye'de mevcut konuları ikide bir güncelleştirmeye çalışan, insanları bilmesi gerekeni değil de kendi bildiğine yönelten kişiler vardır. Bu bir Türk hastalığıdır. Siz sakın bu hastalığa kapılmayın. Bu hastalığa tutulanlar herkesi kendi sahasına çekmeye çalışanlardır. Neden mi? Çünkü diğer alanları bilmiyordur.
Kardeşlerim, ruhta aslanın ne gereği var? Gönlü tok ve saygılı yük hayvanı neden yetmez?
Yeni değerler yaratmak, –aslanın dahi elinden gelmez bu: ama yeni bir yaratma için kendine özgürlük yaratmak,–işte buna yeter aslanın gücü.
Kendine özgürlük yaratmak ve ödeve bile kutsal bir “Hayır” çekmek: bunun için, kardeşlerim, aslan gerektir.
Fakat söyleyin, kardeşlerim, çocuğun yapıp da aslanın yapamayacağı şey nedir? Neden yırtıcı aslan daha çocuklaşmak zorundadır?
Suçsuzluktur çocuk ve unutkanlık, bir yeni başlangıç, bir oyun, kendiliğinden dönen bir tekerlek, bir ilk devinme, bir kutsal Evet.
Evet, yaratma oyunu için, kardeşlerim, bir kutsal Evet gerektir: ruh kendi istemini ister artık, dünyayı yitirmiş olan kendi dünyasını kazanır artık.
Ağır olan ne? Diye sorar dayanıklı ruh, derken diz çöker deve gibi ve iyice yüklenmek ister.
En ağır şey nedir, ey yiğitler? diye sorar dayanıklı ruh, sırtıma alayımda gücümden kıvanç duyayım
Şu değil mi: gururunu incitmek için kendini alçaltmak? Bilgeliğinle alay etmek için deliliğini ışıldatmak?
Yoksa şu mu: davamız, zaferini kutlarken onu bırakmak? Ayartıcıyı ayartmak için yüce dağlara çıkmak?
Yoksa şu mu: bilginin palamuduyla, otuyla geçinmek ve gerçek uğruna can açlığı çekmek
Yoksa şu mu: sayrı düşmek ve avutmaya gelenleri savmak ve senin istediğini hiç duymadan sağırlarla dostluk etmek?
Yoksa şu mu: gerçeklik suyudur diye kirli suya girmek ve soğuk kurbağaları defetmemek?
Yoksa şu mu: bizi hor-görenleri sevmek ve bizi korkutmak isteyen hayale elimizi uzatmak?
“Daha bilge olsam! Baştan aşağı bilge olsam, yılanım gibi tıpkı!
Ama ben olmazı istiyorum: onun için hep bilgeliğimle yürümesini dileyeyim gururumdan!
Ve bilgeliğim beni birgün yüzüstü bırakacak olursa: -ah, kaçmaya bayılır o!- gururum deliliğimle kaçsın o zaman!”
-Böyle başladı Zerdüşt’ün batışı.