Seni bilmem, fakat ben maddelerin fevkinde bir manevi bağa, insanları birbirine yaklaştıran bir hisse inanıyorum. Düşün, dünyada birbirini severek, birbirine yakın olmak hisleri de olmasa yaşamanın manası kalır mı?
Verem olduğumu, asla
iyileşemeyeceğimi çok iyi biliyordum.
Aldatmıyordum kendimi, durumumu da çok iyi
biliyordum. Ama bunun bilincine ne kadar çok
varıyorduysam, yaşama tutkum da o ölçüde
artıyordu. Dört elle sarılmıştım yaşama ve ne
pahasına olursa olsun, yaşamak istiyordum.
Kabul ediyorum, beni bir sinek gibi ezmeye
kalkışan karanlık, kör talihime, kuşkusuz,
nedenini bilmeden kızabilirdim. Ama neden
kızmakla yetinmedim? Neden
başlayamayacağımı bile bile yaşamaya
başladım? Bir şey yapamayacağımı bile bile, bir
şeyler yapmaya kalkıştım? Kitap bile
okuyamıyordum, bırakmıştım okumayı: Ne diye
okuyacaktım ki? Altı ay için bir şeyler
öğrenmeye ne gerek vardı?
Dostlarım, alaycı sözler söylediler dostunuza: “Bakın şu Zerdüşt’e!” dediler, “Hayvanların arasındaymışçasına dolaşmıyor mu aramızda?”
Oysa şöyledir bu sözün doğrusu: “İdrak eden kişi, hayvanların arasındaymış gibi dolaşır insanların arasında.” İdrak eden kişinin gözünde insan: al yanaklı bir hayvandır. Nasıl böyle oldu insan? Sık sık utanmak zorunda kaldığından değil mi? Hey dostlarım! Şöyle konuşur idrak eden kişi: Utanç, utanç, utanç – budur insanın tarihi!
İşte bu yüzden utandırmamayı emreder kendine soylu kişi: acı çekenlerden utanmayı emreder kendine. Sahiden, hoşlanmam yufka yüreklilerden, merhamet ederek mutlu olanlardan: utanma fazlasıyla eksiktir onlarda. Merhametli olmam gerekirse, öyle anılmak istemem; eğer merhamet etsem de bunu uzaktan yapmak isterim. Başımı örtüp gizlemeyi severim ve kimseler tanımadan beni çekip giderim: sizin de öyle yapmanızı isterim, dostlarım! Kaderim sizin gibi çekecek acısı olmayanları ve benimle umudu ve aşı ve balı paylaşmaya layık olanları çıkartsın yoluma her zaman! Sahiden, şöyle ya da böyle iyiliğim dokundu acı çekenlere: ama daha çok sevinmeyi öğrendiğimde daha iyi bir şey yapıyormuşum gibi göründüm kendi gözüme. İnsan insan olalı beri çok az sevinmiştir: bir tek budur, kardeşlerim, bizim ilk günahımız.
Değişik bir özelliği
vardı prensin: Kendisini ilgilendiren bir şeyi her
zaman olağanüstü saf bir dikkatle dinler, o anda
kendisine sorulan sorulara yine öyle saf cevaplar
verirdi. Onun kendisiyle alay edildiğine, şaka
yapıldığına dair hiçbir kuşku barındırmayan bu
inancı, saflığı yüzüne, bedeninin duruşuna bile
yansırdı.