Zülfü Alimoglu

Selahattin Demirtaş..
"Merhabalar. Dr. Selçuk Hocama katılıyorum. İki gündür hücrede tartışıyoruz. Bu doktorlar da çok oldular artık, giderlerse gitsinler (!) Bir gece yarısı kararnamesiyle tüm yandaş müteahhitler, taşeronlar, TÜGVA’cılar falan doktorların yerine atansın. Pudra şekerciler, hipokrat yemini ettirilip anestezi uzmanı olarak göreve başlatılsın. Ha, bütün hastaların böbreklerini, dalaklarını hemen çalarlar, o ayrı. O kadarı da olsun artık. Sonuçta çalmadan çalışamıyorlar. Ayrıca yüzünüze gözünüze dursun ülkede kişi başına bir doktor düşüyor, ki bana düşen doktoru hücreme aldılar. Üstelik hem milletvekili hem belediye başkanı. Bu arada, hoş geldin Dr. Selçuk Mızraklı Hocam. Mücadeleye birlikte devam. Tüm sağlık emekçilerine kocaman, sıcacık selamlar. Siz gitmeyin, gitmesi gerekenleri hep birlikte, sandıkta gönderelim."
İnsan ve Toplum
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sedef Kabaş..!
Yıllarca 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde, hatta öncesi ve sonrası dahil neredeyse 1 hafta süresince davet edildiğim nice konferans, çalıştay, seminer, envai çeşit organizasyonda ya da katıldığım yayınlarda sayısız konuşma yaptım. Önemserim bu günü. Kadınların yaşadıkları zorlukları güncel verilerle ortaya koymak, daha önemlisi kadının gücünü ve yapabileceklerini anlatmak açısından bir fırsat olarak görürüm. Bu yıl ise size bir toplantı salonundan ya da canlı yayından değil, bir cezaevi hücresinden sesleniyorum. Ülkemde kadın olmak zor (ama) ülkemde gazeteci olmak da zor. Hatta hangisi daha zor bilemedim. Ama kesin olan şu ki hem kadın hem gazeteci olmak katmerli zorluk (yaşamak) anlamına geliyor. Bir de üstüne 'özgür olmak' gibi bir derde sahip iseniz üç beyazdan daha tehlikelisiniz! Şöyle düşünüyorlar: Bir gazeteci çıkıp utanmadan gerçekleri yazıp, kötü gidişatı eleştiren konuşmalar yapmaya cüret ediyor. Üstelik bunu yapan bir kadın gazeteci, kendini ne sanıyor? Hatta sormayın, daha beteri var. Haddini aşıp, kadın-erkek eşitliğinden, laiklikten, yargının bağımsız, medyanın özgür, iktidarın denetlenebilir olması gerektiğinden falan bahsediyor. Edepsize bak. Bir de bu fırsatta cumhuriyet değerlerine sahip çıkalım, Atatürk’ün vizyonundan şaşmayalım gibi laflar ediyor… Bildiğiniz 'suçlu' bu. Zihniyet bu olunca gözünün üstünde kaşın var misali bir atasözünden cumhurbaşkanına hakaret ettin ithamında bulunmak elbette farz oluyor. Saray güdümlü medyanın aleni hedef göstermesi, trollerin ana avrat küfretmesi, linç etmesi, gece yarısı gözaltına alınmak, ifadem dahi tamamlanmamışken iktidar yetkilileri tarafından (arka arkaya) koro halinde 'suçlu' ilan edilmek, tutuklanıp hapsedilmek, hakkında 250 bin TL tazminat davası açılması savunma hakkı dahi tanımadan 12 yıl 8 aya
Kadın ve Toplum
Dunya Kadınlar Günü - B*kunuzda Boğulun {Edirne'den Ardahan'a Kadar]
Dünya Kadınlar Günü”nün “Emekçi Kadınlar Günü"… Duygular demeyeyim ama kökeni itibariyle “Gül günü” değil, kilitli kadın işçileri fabrikada, atölyede yakan bir yangından ötürü “Kül Günü” olduğunu söyleyip yazan bir inadım var zaten… 8 Martlarda da o yüzden, acımasız çarkların koparıp aldığı “emekçi kadınlar”ı anlatıp yazmak, yazıp anmak istiyorum genellikle. Artık, “ev hanımı” diye nitelenen kadınların da “ev işçisi, sadece aile yemekçisi değil, emekçisi” olduğunu… Emekçi kadına ayrımcı işyeri şiddeti de dahil, sayısız şiddet-hiddet-ayrımcılık-mobbing-taciz türünün en ucunda “cinayet”in bulunduğunu… İşsizlik, yoksulluk, geçim zorluğu şiddetinin en sert darbeleri kadına vurduğunu da asla unutmadan. Bugün sizi Fida, Hacer, Naile, Halise, Zehra, Emine, Hatun, Fatma adındaki “emekçi kadınlar”la tanıştıracağım. Yaşları 27 ile 30 arasında değişiyor. Aslında… Ölmeselerdi yaşları 27 ile 30 arasında olacaktı bu “emekçi kadınlar”ın. Ne var ki yaşları 12 ile 15 arasındayken öldüler, bir kamyon kasasından, köprüsü çoktan tükenmiş taşkın dereye döküldüler, Cırpıcı’da gömüldüler. Bakmayın “iş kazası” dendiğine. “İş katliamı”ydı. Bakmayın “işçi değiller” dendiğine. Hepsi işçiydi. Bakmayın “takipsizlik” kararı verildiğine… Gazeteciler, siyaset, Meclis, yargı ve sizler, bizler takip etmediğimiz, unuttuğumuz, çocukların bir derenin içinden uzanmış ellerini tutmadığımız, bunca senedir, sırılsıklam bir ölümden sıyrılıp adalet bekleyen ruhlarını huzura kavuşturmadığımız içindi sorumluların küstah sorumsuzlukları. Onları bu 15 yılda unutmamaya çalışan, tam da kendi kızlarımın yaşlarındayken umursamaz dünyamızdan kayıp gidişlerini asla kabullenemeyen, artık 15 yıl daha yaşlı ve yorgun yüreğimle yine sarılıyorum hepsine. Fida, Hacer, Naile, Halise, Zehra, Emine, Hatun, Fatma… Elim kalbimde,
Kadın ve Toplum
Önce İNSAN..
Bilge Çevik (Freelance gazeteci): Aslında dağınık halde yaşadığımız bu 3. Dünya Savaşıyla birlikte yükselen faşizm dalgasıyla dünya halkları da artık daha demokrat adayları konuşmaya başladı. Salgınla beraber özellikle bizim gibi ülkeler ekonomik krizin yarattığı durumdan sonra daha halkçı bir yönetim anlayışını istemeye başladılar. Özellikle Şili ve Peru’da sosyalist adayların seçim zaferi kazanması ve Amerika ve Almanya seçimleriyle sosyalist adayların ön plana çıkması sizce ne anlama geliyor ve yaşanan bu süreci nasıl görüyorsunuz? Başka bir dünya mümkündür diyerek anti kapitalist, anti emperyalist bir politikayı hem ulusal hem de enternasyonel düzeyde büyütebilmenin çok fazla olanağı çıktı ortaya. Sömürünün akıl almaz boyutlara ulaşmasıyla korkunç bir yoksulluk ve işsizlik girdabı dünyayı sarmışken üstüne bir de herkesin aynı gemide olmadığı covid-19 pandemisi geldi. Eşitsizlik ve adaletsizliğin en çıplak haliyle yaşandığı bu momentte solun dünya genelinde yükselişi bir tesadüf değil bilimin gereğidir. Gerisi sol öncü güçlerin becerilerine kalıyor. Türkiye’de de durum farklı değil. Solun sıçrama yapması için imkanlar da koşullar da uygun. Zaten sol güçler bunu harıl harıl tartışıp planlamalarla ve pratik eylemlerle sürece cevap olmaya gayret ediyor. Umarım bu defa rüzgarı yakalayacağız ve solun yelkenini dolduracağız. Selahattin Demirtaş
İnsan ve Toplum
Önce İNSAN..
Başkalarının savaşının” barışseveri olmak kolaydır. İş, savaş kapınıza dayandığında tıpkı Moskova’da on binlerce kişinin yaptığı gibi “kendi savaşına” da karşı çıkabilmektir. Umarım ilkeli barış tutumunda Türkiye’de birçok çok çevre olup bitenden ders çıkarmıştır. Selahattin Demirtaş
Hayat ve İnsan