Dorian Gray'in Portresi kitabında 'Portre' üzerinden ruh yansıması, mahremiyet, kıskanma ve insanın günahlarıyla yüzleşme ve yüzleşememe işlevleri karşımıza çıkmaktadır.
Mahremiyet işlevine bakalım. Kitabın başında Ressam Basil'in portre üzerine yaptığı bir konuşma dikkatimizi çekiyor. ‘’Hissedilerek çizilmiş her portre ressamın bir portresidir, modelin değil. Modelin orada bulunması yalnızca resmin yapılmasına yol açan rastlantı, bahanedir. Ressamın gözler önüne serdiği kişi o değildir; tersine, renkli tuvalin üzerinde açıklanan, ressamın kendi kişiliğidir. Bu resmi sergilemekten kaçınmanın nedeni şu ki resimde kendi ruhumun gizini ele vermiş olmaktan korkuyorum.’’(S.16) Sanatçı, kendi yaşantıları, yaşanmışları veya o an hangi duygu baskın çıkmışsa o duygu sanat eserine yansır . Ve böylelikle, bu ortamda doğan sanat eserleri, sanatçının ‘mahremiyeti’ ya da ‘kendi dünyası’ olacaktır. Bu mahremiyet durumu sanatçıyı, eseri paylaşmak istememe korkusuna itecektir.
Kıskanma işlevine bakacak olursak Dorian Gray, portre bittiğinde portreyi görünce şunları söylemektedir. ‘’ Güzelliği ölmeyen her şeyi kıskanıyorum. Senin çizdiğin portremi kıskanıyorum. Benim yitirdiğim şeyi o niye saklasın ki! ‘’ Burada portre ‘zamanı hapsederek donduran bir işlev’ gördüğünden Dorian yaşlanmaktan korkar ve bununla birlikte sonsuza kadar genç kalacak kendi portresinden bile 'genç kalmayı' kıskanmaktadır.
Kitabın ve portrenin en önemli işlevi Dorian, Siby Vane'i terk ettikten sonra ortaya çıkacaktır. Bu ayrılığın sonucunda eve gelen Dorian kendi portresindeki değişiklikleri görecektir. Bu değişiklikler şöyle tarif edilmektedir. ‘’ Titreşimli, coşkulu güneş ışığı Dorian’a ağzın uçlarındaki acımasız çizgileri gösteriyordu, korkunç bir iş yaptıktan sonra aynaya bakarmışçasına açık seçik.’’