Bir zamanlar, yaşamak mı, yoksa yaşamı uzaktan izlemek mi gerek diye düşünmüştüm. Zamanın akışında olmak mı, hayatı tatmak ve yaşamak mı, yoksa dünyayı incelemek mi? Bütün insani çaresizlik , seyretmekten doğar. Çünkü o zaman göz, zihin ve duygular için tutunacak bir yer bulunmaz. Sadece durup her şeye dışardan bakılırsa, bu diz boyu bile olmayan sığ bir nehrin içinde ayakta durmaya benzer. Oysa nehirde hiçbir şey sabit değildir. Gözler yorulur , zihin tükenir, çaresizlik sinsice yaklaşır. Ama suya başımı içine alacak şekilde tamamen girersem, kendi bedenimle nehre bir biçim ve anlam kazandırırım. Nehir hem yanımdan akar hem de içimden geçer ve işte nehrin özü de bu deneyimin kendisidir. Bu yüzden yaşamayı seçtim, uzaktan bakmayı değil. Peki ya sen?
Alacakaranlık, gecenin hareketsizliğinin bir sezgisidir. Eğer gece, ölüme benzeyen bir hal ise, alacakaranlık onun her gün tekrarlanan can çekişmesidir.