Ben çağdaş insanı şöyle görüyorum: En gizli , en kutsal hücresine, sözgelimi şatosunun kulesine bile kapanmış olsa, gene de donanmıştır; telefonlarla, telgraflarla, gramofonlarla, radyolarla, sinema perdeleriyle, göstericilerle, sözcüklerle, tarifelerle, el kitaplarıyla, bültenlerle… Yirminci yüzyılımız Muhammet’le dağın öyküsünü tersine çevirmişti. Bugün artık dağ çağdaş Muhammet’e geliyordu.