İşçiler her yerde öldürülüyor, kanlı kıyımlar sürüp gidiyordu. Azınlıktakiler büyük çoğunluğa sürgit vahşice saldırıyordu. Sayısı milyonları bulsa da güçsüzdü kitleler! Yapılması gereken en önemli iş, onları uyuşukluktan uyandırmak güçlerinin bilincine varmalarını sağlayabilmekti.
İdealist bir insan, çoğu zaman kendi hayatına mal olan bir şiddet eylemine iten iç güçler bana daha anlamlı gelmeye başlamıştı. Bu türden siyasal eylemlerin her birinin ardında, kolay etki altında kalan, çok duyarlı bir kişilik, çok soylu bir ruh olduğundan kuşkum yoktu artık. Böyle kimseler, insanlığın uğradığı büyük haksızlıklar ve yoksunluklar karşısında, hiçbir şey olmamış gibi hayatlarını sürdüremezdi. Yeryüzündeki acımasızlığa ve haksızlığa karşı tepkileri, kaçınılmaz olarak, azap içindeki ruhlarını kurtaracak bir eylem şeklinde ortaya çıkıyordu.
Bundan çok önce Kardinal Manning, “ İhtiyacın yasası yoktur,” demişti. ‘Açlık çeken birinin komşusunun ekmeğini paylaşmak hakkıdır’.
Sizler de komşunuzun ekmeğini paylaşmanın hakkınız olduğunu öğrenmelisiniz. Komşularınız- onlar sadece ekmeğinizi çalmakla yetinmeyerek kanınızı da emiyor. Eğer uyanmaz , haklarınızı isteyecek cesareti göstermezseniz, sizi soymaya devam edecekleri gibi , çocuklarınızı ve çocuklarınızın çocuklarını da soyacaklarından hiç şüpheniz olmasın. Öyleyse zenginlerin sarayları önünde sesinizi yükseltin : iş isteyin. İş vermezlerse ekmek isteyin. Eğer ikisini de vermeyecek olurlarsa , ekmeği almakta tereddüt etmeyin. En kutsal hakkınızdır o.”