"Anne, on beş günlük tahtelbahir seyahatinden, Otranto boğazından geçerken yirmi üç parça İngiliz ve İtalyan zırhlısının hücumundan, birçok zamanlar Türksever Traplusgarblıların arasında tek başıma bir Türk olarak senelerce beraber yaşadıktan, deve üzerinde yaptığım binlerce kilometre yolculuktan ve özellikle Traplusgarb' ın Hums cephesinde kalpağımı delip geçen kurşundan sonra bugün sana kavuşmamda, senin ettiğin duaların tesiri var."
Boğaz' dan hafif bir sabah rüzgarı esiyordu. Çanakkale'de Türk' e mağlup olan, fakat bugün kendilerini muzaffer sayan şımarık milletlerin teknelerindeki bayraklar dalgalanmaya başladı. Bana utanç veren bu manzaraya dayanamadım. Vapurun salonuna girip bir koltuğa oturdum, gözlerimi kapadım...
İlim, irfan, medeniyet yaymak için büyüdüm
Kuru kavga için değil, hizmet için yürüdüm.
Bir küçücük beylik idim, üç kıtayı bürüdüm!
Bu tepeler tanır beni, ha bu ufuklar tanır;
Şarktan güneş doğduğunda, gölgem garba uzanır.