Hani bazı hikayeler vardır ya, "Bir bölüm daha okuyup bırakacağım" dersin ama saatin nasıl geçtiğini anlamazsın, işte bu kitap da tam olarak öyle bir şey. Fugui’nin hayatı o kadar hızlı ve sert değişiyor ki, her sayfayı çevirdiğinde "Hadi canım, nasıl yani, bu kadarı da olmaz artık!" demekten kendini alamıyorsun. Yu Hua öyle bir dünya kurmuş ki, hem "Daha ne yaşayabilir bu adam?" diye merak ediyorsun hem de o sarsıcı olayların içinden bir türlü çıkamıyorsun. Acayip sürükleyici, bittiğinde ise insanı olduğu yere çivileyen, "Vay be, hayat gerçekten neymiş" dedirten çok samimi ve bir o kadar da tokat gibi bir yolculuk.
Bende bir üzüm bağıyım,
benim mahsulümde toplanacak,
şarap yapımı için,
yeni şarap gibi ben de saklanacağım,
yıllanmak ve tadımı bulmak için,
toprak bir küpte mahşere kadar.