Ağlama… Bir masaldır, yolcu, hayat dediğin.
Damarından ayrılan kanınla beslediğin
Gözyaşına değer mi bu çektiğin acılar?
Düşün ki akşam büyük bir iştahla yediğin,
Senin alın teriyle bin kere ödediğin
Bir lokma ekmeğine göz dikenler bile var.
Şimşek yetmez mi eğer ışıksa istediğin?
Ne çıkar boş midene yetmezse gündeliğin,
Başında mavi gökler tavanınsa ne çıkar?
Çamurlanmak düşürmez değerini çeliğin.
Gel yine sen bugün de paçavralarla giyin,
Yarın sıcak bir örtü hazırlıyor sana kar
Sana yedi kapımın verdim anahtarını,
Seni bir sultan gibi getirdim sarayıma.
Dedim, bunlardı düşen bir mirastan payıma,
Ve gönül bağışlıyor işte bütün varını.
Gösterdim sarayımın ceviz kapılarını:
Gözlerinin renginde, üstü çepçevre oyma.
Altısını aç dedim, yedinciye dokunma;
Sana söylemek yeter, yeter bu kadarını.
Dibine çekti seni asıldığın bu kıyı:
Açtın sana açması yasaklanan kapıyı,
Girdin bir hırsız gibi ürkerekten içeri.
Sözümü dinlemeden girdiğin günden beri
Dışarı aksetmiyor artık yalvaran sesin:
O kadar derindesin, o kadar derindesin.