Siddhartha ’yı ilk gördüğümüzde, herkesin gözünde parlayan bir çocuk o. Zeki, güzel, soylu; öğretmenlerinin gururu, arkadaşlarının hayran olduğu biri. Ama tam da bu yüzden huzursuz. Çünkü daha baştan şunu seziyor: Sevgi, bilgi, saygı… Bunların hiçbiri içindeki açlığı doyurmuyor. Testisi dolmuyor. Öğretilen her şey doğru olabilir ama yine de eksik. Siddhartha’nın hikâyesi burada başlıyor: sahip olduğu her şeye rağmen yetinmeyen bir insanın hikâyesi.
Çocukluğunda tanrılarla ve dualarla oyalanıyor, gençliğinde çileyle, düşünceyle, meditasyonla. Sonra bunların da yetmediğini fark edip her şeyi ardında bırakıyor. Aslında Siddhartha’nın yaptığı şey sürekli aynı: Bir dönemde “her şey bu” sandığı şeyi, bir süre sonra bırakıp yola devam etmek. Bu yüzden onu tek bir yaşa, tek bir kimliğe sabitlemek mümkün değil. O, değiştikçe arayışı da biçim değiştiriyor.
Dünyevi hayata girdiğinde bu kez başka bir yanıyla tanıyoruz onu. Para kazanıyor, zevk alıyor, seviyor, hata yapıyor. Hayatı izleyen biri olmaktan çıkıp hayatın içine batıyor. Ama burada da bir kırılma var: Bir süre sonra kendini oynarken yakalıyor. İnsanlarla, işle, hazla… Sanki gerçek hayat yine yanından akıp gidiyor. Bu fark ediş önemli, çünkü Siddhartha’nın en büyük yanılgısı ne çilecilik ne de haz düşkünlüğü; kendini merkeze koyan Ben.
Romanın en sert yüzleşmesi burada geliyor. Siddhartha anlıyor ki yıllarca öldürmeye çalıştığı şey, açlık, arzu ya da dünya değil; ama asıl öldüremediği şey kibirli, mağrur Ben’i. Üstelik bu Ben en iyi rahipliğin, en temiz maneviyatın içine gizlenmiş. O yüzden ne oruçlar, ne bilgiler, ne öğretiler işe yaramış. Ben ancak dünya içinde dağılarak, düşerek, kirlenerek çözülebilmiş.
Bu noktada Siddhartha yeniden bir çocuk gibi oluyor. Bilgili değil belki ama korkusuz. Her şeyi bildiğini sanan
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447bin okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanların büyük çoğunluğu, Kamala, düşen bir yaprak gibidir, kapılıp gider rüzgârın önüne, havada süzülür, dönüp durur, sağa sola yalpalar vurarak iner yere. Pek az kişi de vardır, yıldızlara benzer, belli bir yörüngede ilerler durur, hiçbir rüzgâr varamaz yanlarına, kendi yasalarını ve izleyecekleri yolu kendi içlerinde taşırlar.