Ele geçireceğimiz tek şey kimi avuntular, kimi duyarsızlıklar olacak, birtakım beceriler elde edeceğiz ve bunlarla aldatacağız kendimizi. Ama asıl önemli olan şeyi, o yollar yolunu bulamayacağız.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Arminius Vambery ; filolog, coğrafyacı, etnograf, tarihçi, etnolog, politikacı, sahte imam, dilenci, yalancı bir derviş…
İşte karşınızda Abdülhamid’in en çok güvendiği adamlardan biri olan Reşit Efendi.
Yahudi kökenli bir anne babanın çocuğu olarak dünyaya gelişi, küçük yaşta babasını kaybetmesi ve daha çocukken büyük zorluklarla mücadele etmek zorunda kalması, anlatının temel eksenini oluşturuyor. Bu noktada Mücadelelerimin Hikâyesi ifadesi kitabın ruhunu doğru yakalıyor. Daha ilk bölümden itibaren gerçekten yoğun bir mücadele anlatısıyla karşılaşıyoruz.
Ancak bu bölüm yalnızca bir yaşam öyküsü ya da seyahat öncesi hazırlık anlatısı gibi ilerlemiyor. Anlatı, sanki bir romanda bir karakteri takip ediyormuş hissi uyandırıyor. Vambéry, daha kitabın başında kendini yalnızca anlatan biri olarak değil, izlenen bir karakter olarak kuruyor ve ilk bölüm bu karakter anlatısıyla güçlü biçimde devam ediyor.
Bunun en büyük sebebi, edebiyata duyduğu büyük tutkunun kalemine açıkça yansıması. Kitap onun için —ve aslında çoğumuz için— gerçekliğe katlanmanın bir aracı. Okuduklarıyla yaşadığı hayat arasındaki sert karşıtlık Vambéry’yi ikiye bölüyor: okuma onu yukarı taşıyor, yüceltiyor; hayat ise sürekli aşağı çekiyor. İnsanlara, romanlardaki karakterlere bazen acıyarak bazen alay ederek bakmasının kaynağını da burası veriyor.
Vambéry, aynı zamanda belki de farkında olmadan iyi okur tanımını yapıyor. Okumak onun için yalnızca anlamak değil, metinle duygusal bir rezonans kurmak. Burada “çok kitap okudum” gösterisi yok; anlatılan şey kitapların onu nasıl dönüştürdüğü. Bu okuma deneyimi bir tür katarsise dönüşüyor. Okuma, yalnızca zihni değil benliği de dönüştüren bir süreç olarak karşımıza çıkıyor.
Ortaya çıkan metin, güçlü bir roman tadı taşıyor; otobiyografik ama aynı zamanda seyahatname,
Macera dolu bir yaşamın cazibesini bir kez tattıktan sonra, buna duyulan özlem her zaman devam edecektir ve sakin bir deniz asla fırtınalı bir okyanusun hırçın dalgaları kadar güzel ve yüce görünmez.