Ölümü öldürmek, kabiri kapatmak ve ebedi olarak bu dünyada yaşamak mümkün olsaydı,dediğiniz doğruydu. O zaman dilediğimiz gibi hayatın keyfini ve zevkini çıkarırdık. Ama ölüm öldürülmüyor, kabir kapısı kapatılmıyor, ecelin önü kesilmiyor, gençlik hızla ihtiyarlığa, ihtiyarlık da hızla ölüme koşuyor...
Bir gün rahmetli babama "İnsan yaşlandığını nasıl anlar?" diye sordum.Diz ağrılarından ,deri buruşmalarından, göz gerinden hiç söz etmedi. Dedi ki: "Eski çocukluk arkadaşlarından bahsederken, ne kadar 'rahmetli' diyorsa, o kadar ihtiyarlamış demektir."
"İkincisi" dedi. "Çok fazla hatıra anlatan da yaşlanmıştır. Çünkü gençler hatıra biriktirir, yaşlılar birikmiş hatıralarını boşaltırlar."
Bana ilginç geldiği için not almışım. Notun altına bir de tarih düşmüşüm: 12 Temmuz 1959.
Köyde kitaplığı olan tek çocuk bendim.Kitap rüyalarıma girerdi.En istediğim şey kitap dolu bir odanın ortasına oturup çeşitli kitaplar okumaktı.Bu, sadece rüyalarımı değil, hayallerimi de süslerdi.