İki şehrin hikayesi, kısa versiyonunu okumaktan gelen kolaya kaçmacılığın verdiği vicdan azabından mı, büyük puntolarla yazılı 112 sayfayı 2 saatte bitirmiş olmamdan mı bilmem ama, okumaya verdiğim uzun aradan sonra okuduklarımı hafızada fazla tutamadan yapılan okuma ile beraber kitabın hissettirdikleri önde gitmişti bende, aklımda kalanlardan ziyade. Bu nedenle zaman geçtikçe ve düşündükçe hisler düşüncelere gebe oldu, kitabın tadı, bıraktığı tortu, demlendikçe kelama dönüşür oldu ben de ikinci bir değerlendirme yazmak istedim.
İki şehrin hikayesi;
Bu kitap, iktidar türlerini, vergi mefhumunu, köylülerle, soylular gibi ekonomik sınıfları ve aralarındaki kin, nefret, haset, kıskançlık, rekabet, hor görme, güçlü olunca karşı yanı ezme, ötekileştirme, nefret, intikam vs. hislere de dem vuran bir yapıt,
10 larca sayfadan sonra son 10 sayfada, idam mahkumu Charles Darney yerine geçen başka bir kahraman var kitapta.
Belki çoğu incelemede bu kişi üzerine düşünülmez ama bu kişi gizli bir erdem gösterirken tüm dünyaya tarih sonrasına zamana bir mesaj da vermek istemektedir. Ancak müsaade edilmez ona.
Sahte Evremonde, gerçek Carton giyotine çıkmadan önce son arzusunu yazmak için kağıt kalem istedi. Ama vermediler. Eğer izin verselerdi herhalde şunları yazardı : “Suçsuzları ölüme gönderenler! Kötü günlerin ve bu karanlıkların elbet sonu gelecek. Gerçek özgürlüğe kavuşmak isteyenler mutlaka kazanacak. Artık bir daha göremeyeceğim Lucie ve Doktor Mannette, İngiltere’de barış ve mutluluk içinde yaşar umarım. Lucie’nin ömrünün sonuna kadar beni hatırlamasını umut ederim. Ruhum şimdi huzur bulacak.”
Derken Charles Dickens, 1859 yılında yazdığı bu romanda Fransız ihtilali eşliğinde insanlık tarihindeki sınıfsal çatışmalara, erki elinde tutanların yasa adı altında kıydıkları masum