Kayhan T.

Bizlerin özünden semirmiş adamlar bizlere ağlayıp, "kadına benzer birinin şu söylediklerine inanın; bir balık bir adamı yutmuştur ve onu üç gün sonra güven içerisinde tekrar ağzından çıkarmıştır ve sahilde şunu söylemiştir: Evrenin Tanrısı'nın bir Yahudi peygambere (Hezekiel) dışkı yemeyi emrettiğinden ve bir başka peygamberin iki fahişe satın almasını ve onlardan çocuk sahibi olmasını emrettiğinden şüphe duymayın (Hosea)," Bunlar saflığın ve gerçeğin Tanrısı'nın sözleridir: "Bariz şekilde iğrenç ya da matematiksel olarak imkânsız yüzlerce şeye inanın; aksi halde merhametli Tanrı sizi cehennemin ateşinde yakacaktır ve sadece milyonlarca, trilyonlarca yüzyıl için de değil, ebediyen, bir vücudun olsun ya da olmasın." Felsefe Sözlüğü - Voltaire
Sayfa 1079 - Kapı·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Safahattan meditasyona (derin düşünmeye) yeterince zaman ayıramayan ustaların büyük bir bölümü, kendilerine denk olmadıklarını düşündükleri diğerlerine karşı gaddardırlar. Çok fazla meditasyon yapan sıradan filozoflar veya düzgün meditasyon yapamayanlar herkese karşı gaddardır; onlar insanlardan kaçarlar ve insanlar onlardan sakınırlar. Ama insanlardan uzaklaşmak ve toplumsal ilişki arasındaki dengeye ulaşmayı bilen bizim filozofumuz tamamen insancıldır. İlk Söyleşiler - Diderot
Sayfa 1064 - Kapı·Kitabı okudu
Daha fazlasını yapar; işte size büyük bir filozof mükemmeliyetçiliği: Yargıda bulunabilmesi için bir sebep olmadığında, yargıda bulunmadan (infazı erteleyerek) nasıl yaşaması gerektiğini bilir... İlk Söyleşiler - Diderot
Sayfa 1064 - Kapı·Kitabı okudu
Sonsuza dek yaşayacak büyük soru: Kim çalışacak? Bizim türümüz tamamen aylak olamaz. Pek az kişi mütalaada bulunacak boş vakit bulur. Yönetimde istihdam edilen kişi sayısı, daima çok az olmalıdır. Gıda, kıyafet ve barınma gibi, herkesin vazgeçilmez istekleri, insanlığın yüzde doksan dokuzunun sürekli emeği olmadan elde edilmeyecektir. Dinlenme yorgun insan için vecd hali olduğundan, çok çalışanlar, hayatta belki de en çok kıskanılması gerekenler kendileri oldukları halde, az çalışanları daima kıskanacaklardır. Eğitime verilebilecek kamu veya özel teşvik ne kadar büyük olursa olsun, halkın çalışan kesimi hiçbir zaman âlim olamayacaktır. Zengin ve fakir, çalışan ve aylak, âlim ve cahil arasındaki farklılıklar, yaradılış kadar eski ve yeryüzü kadar geniş, hiçbir sanatın veya siyasetin, hiçbir erdem veya felsefe derecesinin tümüyle yok edemeyeceği farklılıklar olmaya devam edecek ve bunlar rekabet doğuracaklardır. Bu taraflar kanun koyucular tarafından temsil edilirlerken, dengelenmeleri gerekir ki, biri diğerini baskı altına almasın. Muhtemeldir ki, böylesi bir dengeyi oluşturmanın tek yolu, millet meclisinde tarafların temsilciliklerini oluşturmak ve bunların arasında hakemlik edecek, bizim hükümetimizde olduğu gibi, bağımsız bir yürütme merciini üçüncü bir kol ve uzlaştırıcı otorite olarak tesis etmektir. Mülkiyetin güvence altına alınması gerekir, yoksa özgürlük yaşayamaz. Ancak, sınırsız ve dengesiz mülk dağıtımı gücü mülksüzlerin eline verilirse, bizim gibi Fransa da kuzunun kurda emanet edildiğini görecektir. Böyle bir durumda, millet meclisinin halka mülkiyete saygı duyulması için yapacağı acınası uyarılar ve başvuruların tümü ormandaki ötücü kuşların cıvıltısından başka bir şey değillermiş gibi algılanacaklardır. Kanun yapma yüce sanatı, mevzuatta fakiri zenginle
Sayfa 1040 - Kapı·Kitabı okudu
İnsanlar, modern düşünme biçiminin sonucuna "Felsefe" dedi ve antik çağlara karşı olan ne varsa özellikle de dine yapılan her türlü saldırı bu tanıma dahil edildi. Katolik dinine olan bu kişisel nefret dereceli olarak İncil'e, Hıristiyan inancına ve en sonunda tamamen dinin kendisine yöneltildi. Daha da fazlası, bu din nefreti doğal olarak ve sonunda coşkunun būtün amaçlarına yöneltildi; hayal gücünü ve duyarlılığı, yani ahlaklılık ve sanat aşkını, geleceğin yanında geçmişi lanetledi. İnsanı zorla doğal varlık kademesine yerleştirdi ve evrenin sonsuz yaratıcı müziğini "şans" akışıyla hareket ettirilerek ve o akış üzerinde yüzerek, mimarı ya da değirmencisi olmadan gerçek bir sürekli devinimle kendi kendine öğüten bir değirmen olması beklenen büyük bir değirmenin çakıldağından ibaret bir şeymiş gibi temsil etti. ... Üyelerin kendileri sürekli olarak doğayı şiirinden soyutlamaya, yeryüzünden, sanattan veya bilimden ve hatta ruhun kendinden kovmaya, bütün kutsal izlerini yok etmeye, iğnelemeyle insanların ve olayların yüceltici hafızalarını kınamaya ve dünyayı bütün güzelliklerinden mahrum bırakmaya çalışıyordu. "Işık", cesurluğu ve tam bağlılığı sebebiyle en büyük favorileriydi; ışınlarının kırılmasına renklerinin ihtişamından daha fazla sevinirlerdi, bu nedenle, büyük girişimlerine "Aydınlanma" adını verdiler. Huristiyanlık mı Avrupa mı? - Novalis
Sayfa 1033 - Kapı·Kitabı okudu