Sonsuza dek yaşayacak büyük soru: Kim çalışacak? Bizim türümüz tamamen aylak olamaz. Pek az kişi mütalaada bulunacak boş vakit bulur. Yönetimde istihdam edilen kişi sayısı, daima çok az olmalıdır. Gıda, kıyafet ve barınma gibi, herkesin vazgeçilmez istekleri, insanlığın yüzde doksan dokuzunun sürekli emeği olmadan elde edilmeyecektir. Dinlenme yorgun insan için vecd hali olduğundan, çok çalışanlar, hayatta belki de en çok kıskanılması gerekenler kendileri oldukları halde, az çalışanları daima kıskanacaklardır. Eğitime verilebilecek kamu veya özel teşvik ne kadar büyük olursa olsun, halkın çalışan kesimi hiçbir zaman âlim olamayacaktır. Zengin ve fakir, çalışan ve aylak, âlim ve cahil arasındaki farklılıklar, yaradılış kadar eski ve yeryüzü kadar geniş, hiçbir sanatın veya siyasetin, hiçbir erdem veya felsefe derecesinin tümüyle yok edemeyeceği farklılıklar olmaya devam edecek ve bunlar rekabet doğuracaklardır. Bu taraflar kanun koyucular tarafından temsil edilirlerken, dengelenmeleri gerekir ki, biri diğerini baskı altına almasın. Muhtemeldir ki, böylesi bir dengeyi oluşturmanın tek yolu, millet meclisinde tarafların temsilciliklerini oluşturmak ve bunların arasında hakemlik edecek, bizim hükümetimizde olduğu gibi, bağımsız bir yürütme merciini üçüncü bir kol ve uzlaştırıcı otorite olarak tesis etmektir. Mülkiyetin güvence altına alınması gerekir, yoksa özgürlük yaşayamaz. Ancak, sınırsız ve dengesiz mülk dağıtımı gücü mülksüzlerin eline verilirse, bizim gibi Fransa da kuzunun kurda emanet edildiğini görecektir. Böyle bir durumda, millet meclisinin halka mülkiyete saygı duyulması için yapacağı acınası uyarılar ve başvuruların tümü ormandaki ötücü kuşların cıvıltısından başka bir şey değillermiş gibi algılanacaklardır. Kanun yapma yüce sanatı, mevzuatta fakiri zenginle