Sorun, ortak gücün bütünü kadar bireyi ve bireyin malını da savunacak ve koruyacak bir birlik biçimi bulmaktır; bu birliğin bir ferdi olan birey, bir yandan herkesle bütünleşirken, diğer yandan da kendisine sadık kalabilmeli, eskiden olduğu gibi özgür olabilmelidir. Toplum Sözleşmesi'nin çözümünü sunduğu esas problem budur.
Bu sözleşmenin maddeleri (...) tek bir maddeye indirgenebilir - her bir ortağın kendisini tüm haklarıyla birlikte toplumun bütününe devretmesinden ibarettir; çünkü her bir bireyin kendisini tümüyle teslim etmesi, şartların herkes için aynı olması, yani kimsenin kimseye fazladan bir şeyler yüklemek suretiyle çıkar sağlayamaması durumudur. (...)
Ve nihayet, kendisini herkese teslim eden birey, hiç kimseye teslim etmemekte, verdiğinin hakkın karşılığını birliğin her bir üyesinden geri alabilmekte, kaybettiği her şeyin eşdeğerlisine hak kazanmakta, sahip olduklarını korumak için artırılmış güç sahibi olmaktadır. (...)
Toplum sözleşmenin tali unsurlarını ayıklarsak, aşağıdaki tanımlara indirgendiği görülür:
"Her birimiz - kişiliğini ve tüm gücünü, çoğunluk iradesinin en üst yönetimi altında umuma sunar ve her üyeyi, müşterek kabiliyetimiz içerisinde, bütünün bölünmez bir parçası olarak kabul ederiz."
Toplum Sözleşmesi - Jean Jacques Rousseau