Kayhan T.

Öte yandan, modern dünya doğaüstü vahiyleri ve bunlara dayalı dini otoriteyi geniş ölçüde reddetmiş bulunmaktadır. İlahiyatı, akılcılık, bilim ve devlet ya da özgür bireyle ikame etmiştir. "Kilise medeniyeti" toplumu önceden belirlenmiş gerçeklerle bir uyum içine sokmayı hedeflerken, modern dünya yeni gerçekler keşfetmek yolunda elinden geleni ardına koymamaktadır.
Sayfa 596 - Kapı·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Protestanlar, Hıristiyan Destanının genel hatlarına kesinlikle inanmıştır. ortaçağda olduğu gibi onların zamanında da doğaüstü vahiyler, mucizeler ve cadılar sıradan olaylardı. On altıncı yüzyılda insanların çoğu imanı akla tercih eder, dini hoşgörüye karşı çıkar, doğa bilimlerine ve bağımsız araştırmalara kayıtsız kalır, hatta muhalefet ederlerdi.
Sayfa 596 - Kapı·Kitabı okudu
Protestanlık öncelikle ve temel olarak dini bir reformdu fakat popülaritesini ve büyümesini büyük ölçüde ona paralel meydana gelen güçlü laik hareketlere borçludur. Hiç şüphe yoktur ki, Protestan düşüncesindeki bir şey tek başına Batı toplumunun en ilerici unsurlarını cezbetmiştir. Yenilenme, İncil'in basit standartlarına ve ilk Hıristiyan topluluğuna dönmeyi öğütleyen ilkelci bir hareketti. Fakat tarihte ilkelcilik sıklıkla geleneksel güçleri yerinden oynatmak ve diğerlerinin devralmasına olanak sağlayan bir araç olarak hizmet eder. Yenilenmenin başardığı tam da budur ve durumda önemli ölçüde ironi vardır. Reformcular, hiçbiri modern anlamda bireyci olmamasına rağmen bireyciliğe, Hıristiyan bütünlüğünü yenileştirmeyi ummalarına rağmen milliyetçiliğe, neredeyse hiçbiri demokrat olmamasına rağmen demokrasiye, kapitalistlerden oldukça kuşkulanmalarına rağmen "kapitalist ruha, yani amaçlarının tam tersi yönde olmasına rağmen toplumun laikleşmesine katkıda bulunmuştur.
Sayfa 597 - Kapı·Kitabı okudu
Hint Adaları 1492 yılında keşfedildi ve bundan bir yıl sonra Hıristiyan İspanyollar tarafından iskan edilmeye başlandı, yani İspanyollar kırk dokuz yıldır orada. Yerleşmek üzere işgal ettikleri ilk yer, altı yüz fersah çapında, büyük ve çok güzel bir yer olan İspanyol Adası'ydı. Her yanda sayısız ada vardı ve büyük! Gözlerimle gördüm, hepsi iskan edilmişti ve herhangi bir başka ülkede olabileceği gibi buralarda yerliler yaşıyordu... ... İspanyollar, Yaradan'ın yukarıda anılan özellikleri bahşettiği bu nazik sürüye, onları görür görmez birer aç kurt gibi, aç aslan, aç kaplan gibi daldı ve kırk yıldan beri aynı şeyi yapıyorlar. Bugün de onları hiç görmediğim, hiç duymadığım tuhaf ve yeni aletlerle ki, bazılarından aşağıda bahsedeceğim, katlediyor, zulmediyor, yok ediyorlar. Öyle ki, İspanyol Adası'ndaki bir milyon yerliden geriye kalan sadece iki yüz kişi. ... Hıristiyanların bunca insanı katletmiş olmasının nedeni, gözlerinin altından başka hiçbir şey görmüyor olmasıdır. En kısa sürede, en çok altına sahip olmak suretiyle ve içinde bulundukları şartlara ters düşse de yükselmek, yani hırs ve tamahla bu dünyanın en büyüğü olmak istiyorlar. Bu mutlu, bu zengin topraklara saygı göstermeksizin, bu alçakgönüllü, sabırlı ve itaatkâr insanlara (söz konusu süre içinde bizzat şahit oldum) hayvan gibi de değil, sokaktaki bok gibi davranıyorlar. Söz konusu milyonlarca insan, onlar böyle yaşadığı için inançsız öldü. Ve herkes, hatta bu zorbalar, bu katiller de biliyor, itiraf ve kabul ediyor ki, Hint Adaları'nın yerli halkı, Kızılderililer, Hıristiyanlara hiçbir kötülük etmedi. Tersine, yakınlarının ne denli zulüm gördüğünü öğreninceye kadar, onlara gökten inmişlercesine saygılı davrandı. Brevissima Relacion (Kısa Rapor) - Bartoleme de las Casas
Sayfa 575 - Kapı·Kitabı okudu
Beyaz Avrupalılar ile Kızılderili yerliler arasındaki ilişki sorununa ilk kez Portekizliler muhatap olmuşsa da meseleye felsefi ve dinsel açıdan bakarak formüle eden, Bartolome de las Casas (1474-1566) adlı bir İspanyol'dur. Las Casas, Kızılderililerin ruhu olup olmadığını ve bir diğer ilahiyatçıyla yaptığı ünlü bir tartışmada, Aristoteles'in doğal kölelik doktrinini sorgulamıştır. Las Casas'ın görüşleri kişisel deneyim ürünüdür. Batı Hint Adalarına ilk kez oradaki sömürge yönetimine hukuk danışmanlığı yapmak üzere 1502'de gitmiş, kısa bir süre sonra kendisine encomienda 62 verilmiştir ki, bu İspanyol kolonicileri için sıradan bir uygulamadır. Ne ki, Las Casas, Dominikan misyonerlerinin etkisiyle bu araziden vazgeçmekle kalmayıp sistemi de yermiş ve resmen Dominikan cemaatine katılmıştır. Kızılderililerin Hıristiyanlığı kabule zorlanmasına karşıdır; vaazlar ve örnek oluşturmak suretiyle ikna edilmeleri gerektiğini savunur. Gerek Yeni Dünya, gerekse İspanya'da insanlara gönüllü hukuk danışmanlığı yapmış, İspanya'ya bir sömürge piskoposu olarak 1547'de dönerek hayatının geri kalanını Kızılderililere yapılan zulmü teşhir etmekle geçirmiştir.
Sayfa 574 - Kapı·Kitabı okudu