Kayhan T.

Bana bütün hürriyetlerden önce bilme, ifade etme ve vicdanıma uygun biçimde özgürce tartışma hakkı veriniz. Areopagitica (1644) - John Milton
Sayfa 951 - Kapı·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kiliseyle birlikte devletin en büyük kaygısı, tıpkı insanlar gibi, kitapların da kendilerini kötülemesini ihtiyatlı biçimde izlemek ve sonrasında onları suçlu bulup toplatmak, suçluları hapsetmek ve en sert biçimde adalete teslim etmektir, bunu inkâr etmiyorum; kitaplar, tamamen ölü şeyler değildir, kendileri de bir semeresi oldukları o ruh kadar faal bir hayat özüne sahiptir; hayır, kendilerini besleyen o canlı zekânın en saf etkisini ve özetini sanki küçük bir şişedeymiş gibi saklayıp koruyorlar. Kitapların o efsanevi ejderha dişleri kadar canlı ve onlar kadar çok bereketli olduğunu biliyorum; oraya buraya saçıldıklarında, silahlı adamların boy verme ihtimali söz konusu. Ancak, diğer yandan, ihtiyatlı olunmadığı takdirde, bir kitabı öldürmek, bir adamı öldürmekle eşdeğer sayılır; bir insanı öldüren akıllı bir yaratığı, Tanrı'nın suretini öldürmüş olur ama iyi bir kitabı öldüren aklın kendisini, Tanrı'nın görünen suretini öldürmüş olur. Yaşayan insanların çoğu dünya için bir yüktür ama iyi bir kitap, bu hayatın ötesinde başka bir hayat amacıyla mumyalanmış asil bir ruhun hayat veren değerli kanıdır.... Bu nedenle, halkın içindeki insanların yaşayan emeklerini neyle suçlayacağımızı belirlerken ve insanların kitaplarda korunan, saklanan deneyimlerle dolu hayatlarını ortaya dökerken, temkinli hareket etmemiz gerekir; zira bu yüzden bazen bir cinayetin işlenebileceğini, belki şehit verileceğini görmekteyiz, hatta bu zannı genişletecek olursak, bir tür katliam olabilir. Bu katliamda, infaz, sadece esaslı bir hayatı katletmekle kalmaz, semavi ve beşinci duyuya, yani bizzat aklın kendisine de bir darbe vurur; tek bir hayatı değil ölümsüzlüğü katleder. Areopagitica (1644) - John Milton
Sayfa 949 - Kapı·Kitabı okudu
Kesinliğini, apaçık önermelerde olduğu gibi sezgi yoluyla veya ispatlanmış bariz akıl çıkarımlarıyla elde ettiğimiz fikirlerin kabulü veya reddinin net biçimde algılanması üzerine bina ettiğimiz önermelerde onaylamak ve zihnimize yeni bir bilgi olarak eklemek için vahye ihtiyacımız yoktur. Çünkü bilgi doğal yollardan onları zihnimize yerleştirir veya zaten yerleştirmiştir: Tanrı gözlerimizin önüne sermediği sürece, herhangi bir şey hakkında muhtemelen elde edebileceğimiz en büyük teminat budur. Ayrıca mevcut bilgimizden daha büyük teminat olamaz, Tanrı'nın vahiyleri bunu gösterir. Bana göre, bu şekilde adlandırılan hiçbir şey basit bilgiyi sarsamaz veya alaşağı edemez veya kişinin anlama yetisi dahilindeki açık delillerle çelişen hiçbir şeyi akılcı biçimde doğru olarak kabul etmesini sağlayamaz. Çünkü böylesi vahiyleri alan yeteneklerimiz sezgisel bilgimizin kesinliğiyle eşit olsa bile ondan daha kesin olamaz; açık ve kesin bilgilerimizle doğrudan çelişen hiçbir şeyi doğru kabul edemeyiz; örneğin tek cisim ve tek yer fikirleri o kadar örtüşür ve insan zihni bu örtüşmeyi o kadar açıkça algılar ki, bir cismin aynı anda iki uzak ve farklı yerde bulunduğunu iddia eden bir önermeyi, ilahi vahyin otoritesine dayansa bile onaylayamayız. Bu yüzden de hiçbir önerme ilahi vahiyler olarak alınamaz veya net sezgisel bilgilerimizle çelişiyorsa onaylanamaz. Çünkü tüm bu bilgilerin, delillerin ve onayların temellerini ve prensiplerini altüst eder. Bu durumda şüpheli önermeler bariz olanların önüne geçtiğinde doğru ve yanlış arasında hiçbir fark, dünyadaki inanılır ve inanılmaz şeyler, için hiçbir ölçü kalmaz ve kesin olarak bildiğimiz şeyler hata yapabileceğimiz şeylere boyun eğer. Bu nedenle, fikirlerimizin onayladığı veya reddettiği bariz algılamalarla çelişen önermelerin inanç
Sayfa 886 - Kapı·Kitabı okudu
İnanç ve akıl bölgeleri bu sınırlarla birbirinden ayrılmazsa, dini meselelerde akla hiç yer kalmaz ve dünyadaki çeşitli dinlerde bulunan aşırı fikirler ve seremoniler artık suçlanamaz. Çünkü akıl karşısında inancı aşırı biçimde övmek, bence, insanoğluna hükmeden ve onu bölen neredeyse tüm dinleri dolduran saçmalıkların nedeni olabilir. Çünkü insanlara dinle ilgili şeylerde akıllarına danışmamaları yönünde bir prensip öğretilmiştir. Tüm bilgilerinin prensiplerine ve aklıselime bariz biçimde ters olsa da hayallerini ve tabii batıl inançlarını serbest bırakırlar ve böylece öyle garip fikirlere ve aşırı uygulamalara sürüklenirler ki, aklı başında bir kişi onların ahmaklıklarına şaşırıp kalır; onların ağırbaşlı, iyi bir insan için saçma ve saldırganca olduğunu düşünmeden edemez ve büyük ve bilge Tanrı tarafından kabul edilmekten çok uzak oldukları hükmünü verir. Böylece bizi hayvanlardan ayırması ve akıllı yaratıklar olarak kendine özgü biçimde vahşiler karşısında yüceltmesi gereken din, insanların en akıldışı olduğu ve hayvanlardan bile akılsızca davrandıkları bir alan haline gelir. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme - John Locke
Sayfa 887 - Kapı·Kitabı okudu
Gelin insan zihnini üzerinde hiçbir harf, hiçbir fikir bulunmayan beyaz bir kağıt gibi düşünelim; nasıl olur da bu zihin fikirlerle dolar? İnsanoğlunun faal ve sınırsız hayal gücünün neredeyse sınırsız bir çeşitlilikle boyadığı bu boş depo nasıl bu hale gelir? Nasıl aklın ve bilginin tüm malzemelerine sahip olur? Benim buna cevabım tek bir kelimedir: DENEYİM. Tüm bilgimiz bunun üzerine kurulmuştur ve neticede bilgileri bunun içinden türetir. Gözlemlerimiz ya harici duyumsanabilir nesneleri ya da zihnimizin algıladığı ve düşündüğü iç faaliyetleri kullanır; anlama yetimize düşünme malzemelerini sağlayan işte budur. Bu ikisi, sahip olduğumuz veya doğal olarak sahip olabileceğimiz tüm fikirlerin kaynağıdır. John Locke - İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme
Sayfa 885 - Kapı·Kitabı okudu