Altay

Altay
@AltayBeg
Türkçülük yürüyecek ve Türk ırkı muzaffer olacaktır. Tanrı Türk'ü korusun. — 𐱃𐰽𐰔
Atsız'ın kaleminden çıktığı anlaşılan tekliflerden birincisi "numara" kelimesinin "No." olarak değil "Nu." olarak kısaltılmasıdır. Türkçü yayın ve yazılarda bugün de görülen "Nu." şeklindeki kısaltmanın sebebi bu tekliftir. Diğer teklifler şunlardır: Sıralamada Türk alfabesinin esas alınması (a b c d değil, a b c ç d...), ara yönlerin kuzey-doğu, kuzey-batı şeklinde Türkçe ve çizgiyle yazılması, sayı sıfatlarının önde bulunması (Mehmed II değil, II. Mehmed) ve çocuklara Türkçe adlar verilmesi.
Sayfa 67·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sevr Antlaşması
Vahdettin mutlaka imzalamak zorundaydı diye bir iddia olamaz sanıyorum. Birtakım şeyleri göze alıp imzalamayabilir, hatta cihat ilan edebilirdi. "Göze alınacak" muameleler arasında sarayından alınıp Napolyon gibi uzak bir İngiliz adasına sürgün edilmek de vardı. O, bunları göze alamadı. Atatürk ve arkadaşları ya da TBMM ise, yine birtakım şeyleri göze alarak, mücadele bayrağını açtılar. Bursa Yunan eline geçtiğinde, TBMM kürsüsünün üzerine siyah bir örtü örtüldü ve Bursa kurtuluncaya kadar onun orada kalması kararlaştırıldı. Sevr'i kabul edenlerin hain oldukları duyuruldu. Bu karar sayesinde Sevr tarihin "çöp tenekesi"ne ya da "derin dondurucu"suna kaldırılabildi.
Sayfa 154

Altay

, bir kitap okudu
Puan vermedi·120 syf.·
2024 10. kitabı
Hüseyin Cahit Yalçın
8.7/10 · 439 okunma
Son gün
Eşi Bayan Hayriye'den Talât'ın son gününü şöyle dinliyoruz: - O gün, yine her günkü gibi, kalktı, gitti. Saat ona doğru, eve döndüğü zaman: - Haydi... Hayriye, dedi. Seninle biraz dolaşalım. Hava almış olursun. Ben mutfakta yemek hazırlamakla meşguldüm: - Ben çıkmayayım, dedim. Hem yorgunum hem de yemeği hizmetçinin başına bırakmak istemiyorum. - Sen bilirsin, dedi. Fakat bir türlü evden çıkmak istemiyordu. Kapıya kadar birkaç kere gidip geldi ve her defasında titrek bir sesle: - Allah'a ısmarladık, diyor, sonra tekrar yanıma gelip uzun uzun gözlerimin içine bakıyordu. - Paşa, dedim, bugün sizin bir tuhaflığınız var. Çocuk mu oluyorsunuz Allah aşkınıza? Niçin gitmiyorsunuz? - Bilmiyorum Hayriye. İçimde bir sıkıntı var. Sen yanımda olmadıkça kendimi çok yalnız hissediyorum. Öyle söyleyerek kapıya doğru yürüdü. Ben de mutfağa döndüm. Aradan bilmem ne kadar zaman geçmişti. On dakika, belki daha fazla. Kapının zili üst üste çalındı. Hizmetçiler koşup açtılar. İçeriye ilk giren eski Selânik mebusu Nesim Mazelyah oldu. Arkasından Dr. Nazım, yüzü sapsarı, gözleri dehşetle dışarı fırlamış, içeri girdi. Nazım beni görünce tarif edilemeyecek bir heyecanla bağırdı: - Hayriye Hanım! Hayriye Hanım... Bu ses hâlâ zaman zaman beynimin içinde ürpertiler uyandırır. Dediği gibi koştuğumu ve: - Nazım Bey, korktuğum başıma geldi mi? diye sorduğumu hatırlamıyorum, düşüp bayılmışım.
Sayfa 119·Kitabı okudu
Vatan Vatan
İttihat ve Terakki Fırkası kendi kendini feshedince kaçmak lâzımdı. Fakat Talât vatan topraklarını bırakmak istemiyordu: - Saklanırım, beni nereden bulacaklar? Ben vatanımdan ayrı, uzak yaşayamam, vatandan uzak yaşamaktansa ölmek daha iyidir, diyordu. Merhumun eşi diyor ki: -"Vatan işgale uğradığı günlerde 108 kiloluk Talât Paşa, vatan, vatan diye birkaç haftada 90 kiloya düştü."
Sayfa 112·Kitabı okudu